Yasemin Nur

Risaleleri yeni tanımaya başlamıştık, yarım sayfayı üç saatte iki kişi zor okuyorduk.

Ama o üzerimizde öyle bir tesir bırakmıştı ki terk de edemiyorduk. Sempozyum mu var hemen koştuk. Orada bize daha da derinlerden dokundu. Önümüze açılan bu yeni dünya, içine doğduğumuza pek de benzemiyordu.

Nasıl yaklaşırız, nasıl içine gireriz?

Alırlar mı ki, gibi dinmez soruların gölgesinde ve bu ürkeklik içinde ilk fark ettiğimiz Fırıncı Ağabeyin o güleç siması oldu. Kuzenimle aramızda sözünü geçirdik, tam da dedemize benziyordu.

Onun ve Risalelerden tam şefkat dersi alan diğer Nur talebelerinin bizi derslerine kabulü çok da gecikmedi. O mütebessim ve şefkatli duruşu adeta “gelip istediğinizi sorabilirsiniz” diyordu. Bitmek bilmeyen sorularımıza aynı edayla, sabırla cevap vermesi sonradan o tonton dedenin tam Risale-i Nur talim ve terbiyesinden geçmiş, Üstad Bediüzzaman’ın talebesi bir Ağabey olduğunu idrak etmemize sebep oldu. Zaten o kaç yaşında olursa olsun, cemaatin yaşlanmayan abisiydi.

O nüktedan gülüşünü sanırım hiçbirimiz unutamayız.

Risale-i Nur’un bu asrın insanına ve idrakine sunulmuş açık bir mektup olduğunu kendi hal ve tavrında o kadar özümsemiş bir şekilde yansıtıyordu ki o size açılmış kollardan uzaklaşamazdınız. Lakabı gibi fırından yeni çıkmış herkesi yanına çeken ekmek misali Fırıncı abimiz sonradan öğrendiğimiz asıl ismi ve soyismini de bu tabloya katmış gibiydi.

Bütün talebelerin ezberine kazınmış nurlu ifadeleri öyle  derin bir idrak ve kavrayışla, sanki yeni duymuş ve keşfetmişcesine coşkuyla söylerdi ki, “Madem ölüm öldürülmüyor” ifadesini ondan duyan kuzenim gerisini dinleyemeden koşup örtünmüştü.

Durmak bilmeksizin Nur hizmeti için koşturan bu gönül adamının daha nelere vesile kılındığını Allah bilir. Ben benim dünyamda vesile olduklarını anlatmayı Rabbime şükür, ona bir vefa borcu ve kendime bir teselli olarak görüyorum. Zira gidişi, Rabb-i Rahimine, çok sevdiği Üstadına ve dava arkadaşlarına kavuşmak olsa da, bende derin teessür yarattı. Onun Nur’un Dışişleri Bakanı olması hasebiyle benim de yurtdışı hizmetlerine olan yatkınlığımdan mı, yoksa özellikle vurguladığı Üstad’ın şefkat hatıralarını bir daha ondan dinleyemeyecek olmamdan mı, ya da hangi kesim ve yaradılıştan gelirsek gelelim hepimize aynı hoşgörü ve yakınlığı sergilemesinden mi, veya Üstad’ın Nurun zembereği demesiyle o saatin mekanizması hiç durmayacakmış gibi geldiğinden mi bilmiyorum, elimizde Nurlar olsa da, Peygamber Efendimizin Kuran-ı bırakıp aramızdan gittiğinde hissettiğimiz hüzünden bir katre olarak kendimi Nurun bir yetimi gibi hissediyorum. Evet, karakterimi ve içinde büyüdüğüm atmosferi çözdüğünde “merak etme sana da Nurlarda yer var” deyip Ağabeylerden örnekler vermesiyle Nurların bihakkın kapsayıcılığını ve şefkatini gösterdiğinde, yurtdışına çıktığımızda Risalelerden götürüp dağıtmamızla Nurun çantacılığını yaptığımızda, çevirilerde ortaya çıkabilen ufak kelime hatası için aradığımda gösterdiği güleç ve nükteli tavırla, benim gibi yetişmiş ve birlikte Nurları okuduğumuz üniversite öğrencilerini Sempozyuma getirdiğimde sertifikalarını verirken hiçbir ayrım hissettirmemesinde, ben kendimi en çok ona yakın gördüm, sanırım hüznüm bunlardan kaynaklanıyor.

Hangi derslerimize koşmadı, dünyada ve gönüllerde hangi kapıların açılmasına vesile olmadı ki. Fatih’te MKM’de Kenan Ağabeyle, Rüstempaşa ve Fatihin Mahkemesinde Ümit Ağabeyle yaptığımız derslere gelmesini dört gözle beklememizi, Amerika’dan dönmek durumunda kaldığım zaman aradığımda beni teselli etmeye çalışmasını, yabancı misafirlerimizin bazı sözlerini çevirmede gösterdiğim tereddüt ve gecikmeyi hissettiğinde “olsun abla çevir sen işini yapıyorsun, elçiye zeval olmaz” deyişini, bitmek bilmez iştiyakla anlattığı Üstad ve diğer Ağabeylerle hatıralarını, evine gittiğimizde Sungur Abinin oturduğu yere kadar hürmetle anlatışlarını, her yabancı misafirle gelişimde beni de esirgemeyip verdiği hediyeleri, onun huzurlu ikliminden çıkamadığımız zaman rahatsız etmek te istemememizin verdiği ikilem içinde yorgunluğuna rağmen terketmediği nezaket, misafirpervelik ve beyefendiliğini ve bunlarla vermek istediği ders ve nurlu duruşu asla unutmayacağım.