Rümeysa Uludağ

Bir radyo programında dinlemiştim:

“Biz dini büyüklerimizden öğrendik. Onların hal ve tavırlarına sinmiş, insanı kendisine çeken, muhatabında o hal ve tavrın kaynağına dair bir merak uyandıran öyle güzel bir üslupları vardı ki; onlarla vakit geçirdikçe inancımıza ve inancımızın emrettiklerine dair bir tereddütümüz kalmadı” diyordu konuşan.

Fırıncı abinin vefatı bana bu cümleleri hatırlattı. Kendisi ile her karşılaştığımda tebessüm eden bir suret görür; muhabbet ve her türlü halden memnuniyet hissederdim. Tebessümünün, muhabbetinin ve memnuniyet halinin kaynağının ne olduğuna dair de hep bir tahminim olur, o kaynağın sağlamlığına dair inancım kuvvetlenirdi.

Annem öğrenciliğimin ilk yıllarından itibaren “Âlimin yüzüne bakmak ibadettir” (1) mealindeki hadisi hatırlatarak; derslerde Fırıncı abi ile aynı ortamda olmanın, ondan bir hakikati canlı duyabilmenin çok büyük imkan olduğunu söyler; “Hiç bir şey yapamazsan Fırıncı abinin yüzüne bak” derdi.

Şimdi beni sadece bu kadar tefekküre sevkettiği için dahi hadisin hikmetini daha iyi anlıyor; bir eğitimde ve terbiyede sadece kuralların yetersizliğini, kalbe dokunarak tesir edecek bir tavrın ne kadar etkili olacağını görüyorum.

Fırıncı abinin arkasından okuduğum, hatırladığım anlar, anılar kendisinin hâlinin, tavrının ne kadar kalbimize dokunduğunu gösteriyor.

Rabbime, bana da o hal ve tavrına şahit olmayı nasip ettiği için şükrediyorum. Allah ebeden razı olsun.

(1)”Beş şey ibadettendir; az yemek, camilerde oturmak, Kâbe’ye bakmak, okumadan da olsa Kur’an-ı Kerim’e bakmak, âlimin yüzüne bakmak.” (Suyuti, Cami’us-sağir, Hadis No: 3966; Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 43493; Deylemi, Musned-ul Firdevs, 2/190 no:2969; Suyuti, Nebhani, el-Fehu’l Kebir, No:6097, 1/566)​