BİRCAN ERDEN SAYIN

Dört yaşındaki Betül, bir yaşındaki arkadaşı Ömer’i görmek için annesine “Ömerlere gidelim mi?” teklifinde bulunur. Annesi onların müsait olamayacağını düşünerek bu teklifi olumsuz karşılayınca, küçük Betül arkadaşı Ömer’i görebileceğini tahmin ettiği diğer alternatifleri annesine sıralamaya başlar:

“O zaman onlar bize gelsin. Derse gidelim (Her iki annenin de katıldığı ortak haftalık Risale-i Nur dersidir bu ders). Parka gidelim v.s. v.s…”

Betül’ün bu seçenekleri annesine göre olacak gibi değildir. Hem zaten ertesi gün memlekete gideceklerinden kendisini bekleyen epey bir iş vardır. Ama küçük hanımefendi bu konuda çok ısrarlıdır. Annesi onu bu konudan nasıl vazgeçireceğini de bilemez.

Anne-kız arasındaki bu konuşmalardan kısa bir süre sonra benim Betül’ün annesini aramam kendisini oldukça şaşkına çevirir. Şöyle ki: Şehir dışında olan yaşayan uzun yıllardır tanıdığımız ortak bir arkadaşımız İstanbul’a gelmişti. Ömer’in annesini ziyarete o gün gidebilir miyiz diye beni aramıştı. Başka da müsait günü yoktu. Hepimiz pek müsait olamasak da şartlarımızı zorlayıp bu buluşmayı gerçekleştirebildik. Betülcüğün bu konudaki ısrarcı tutumu onun duası hükmüne geçmişti âdeta. Biz büyüklere göre olamayacak bir şey olmuştu.

Bu hadiseden kısa bir süre sonra şahit olduğum şu olay da yine küçük hanımefendinin kabul olunan dualarını hatırlattı:

Biri genç diğeri yaşlı iki hanım yeni tanışıyordu. “Nasılsın, iyi misin, memleketin neresi?” gibi sorulardan sonra yaşlı teyze genç olana “Çocuğun var mı?” diye sordu. Genç olan “Henüz yok” cevabını verince yaşlı teyze “Dua edeceğiz yavrum, duayla her şey hallolur, Allah’tan ne istedik de vermedi?” dedi.

Bu tavsiye karşıdaki hanımı rahatlatmıştı. Âdeta Hz. Zekeriya gibi konuşuyorda teyze. Hani Hz. Zekeriya da çocuğu olsun diye dua ettikten sonra “Sana ettiğim dualarımda, ey Rabbim, ben hiç mahrum kalmadım” diyordu Meryem Sûresinde. Teyzenin tevekkülü, teslimiyeti o kadar sağlamdı ki biz karşısındakileri oldukça ferahlandırmıştı. Öyle ya, Allah’tan ne istemiştik de vermemişti?

Bana çok şey katan bu iki hadiseden sonra benim de arkadaşım olan küçük Betül’ün annesinden Betül’ün yeni bir dua arayışını duyuyor, bir kez daha tebessüm ederek kendime yeni yeni dersler çıkarıyorum. Annesinin hasta olduğunu duyunca “Sabah, akşam, öğle (sıralama ona göre!) namaz kılıp, akşama kadar sana dua edeceğim” demiş. Namaz ve duayı kendi dünyasında ne de güzel birleştirmiş Betül! Ne de güzel bir sığınak bulmuş kendine!

Ya Rabbi, bizlere de küçük Betül ile yaşlı teyzenin teslimiyetinden nasip et.