HATİCE BİNNUR AVAN DEMİRCİOĞLU

Tozunu toprağını yutasım var. Tepelerinin yamaçlarında koşasım var. En yüksek yerinden en aşağısına yuvarlanasım, yuvarlanıp da ayak basılan her izini süresim var. Zirvesinde olup, olduğum yerde dönüp, dönerken eskilerin havasını ciğerlerimde hissedesim var. Koşa koşa aşağılara inip bir koşu tekrar çıkasım var. Her yamacına ayrı ayrı gidesim var.

Barla. Seni kocaman kucaklayıp merhametini içime çekesim var. Sonra yorulup bir köşende ağlayasım var. Ağlayıp mutluluktan uçasım var. Çamlarının kokusunu çekesim, dallarının hışırtısında Üstad’ımdan bir fısıltı da olsa işitesim var.

Barla. Burda herşey başka.

Cennet bahçende uzun uzun misafir olasım var. Bir mescidinden ötekine geçip buralarda vakit geçiresim var. Senin de beni sevdiğini duymaya haddim olmadan talebim var. Benim burdaki şahit olduğum nurunun, gittiğim her yerdeki yolumu da aydınlatmasına ihtiyacım var. Hem çok var. Elimi hiç bırakmamana, yolundan hiç ayrılmamaya mecburiyetim var.

Barla. Seni alıp evime taşıyasım var. Çam Dağını yanımda götüresim var. Ayak izlerini izleyesim, o izlerin sahipleriyle haşrolasım var.

Sussam konuşur musun? Konuşsan ben duyar mıyım? Senin her sözünü ezberleyesim var. Senin şefkatine dahil olabilmek için eksiklerimi giderme yolunda olmam nasip olsa ben de yolunda bir taleben olur muyum? Birgün… Belki birgün…

Barla. Burası her yerden bir başka…

Senin yolun olan bu sahabe yolunun aydınlığında gözlerimin kamaşası var.

Yıldızların parlaklığı sana basan her mübarek adımın gölgesinde. O gölgeden ayrılmayasım, aralarında olmaya çok hevesim var.

Barla. Sen bana bakma. Çamlarında çam devirdiysem affola…