Dün bir anneanne ile birlikteydim. Akranım olan bu hanımın anneliği karşısında kendi anneliğimi sorguladım. O tam bir fedâkârlık timsali. Onun yaptıklarını yapabilir miyim diye kendimi yokladım; “evet”  cevabı alamadım kendimden.

Bir buçuk yıldır evini, barkını, memleketini terketmiş, kızının bebeğine bakıyor. Ama ne bakmak! Son derece özen ve titizlikle. Meselâ işin kolayına kaçıp asla bebeği televizyon karşısında bırakmıyor. Dil gelişimi ve sosyal becerileri zarar görmesin diye. Bu arada kendi izleyegeldiği programlardan vazgeçiyor. Bebeğin yediğine içtiğine uykusuna âzamî ihtimam gösteriyor. Meyve saati hiç şaşmıyor. Yiyeceklerinin besleyici olması için kılı kırk yarıyor. O tabak illa ki bitiyor.  Bebiş uyuduğunda evde hayat duruyor. Evdeki düzen bebek etrafında dönüyor.

Aynı ihtimamı kızı için de gösteriyor elbette. Çalışan ve eve yorgun gelen kızının konforu için elinden geleni ardına koymuyor. Kendi ihtiyaçlarından, arkadaşlarından, alışkanlıklarından vazgeçmiş, kendisini, kızına ve torununa vakfetmiş. Dün kızına şakayla karışık dedim ki “senin üzerindeki annelik hakkı ikiye katlıyor dikkat et!”

Daha önce de aynı şekilde oğlunun bebeğini büyütmüş ve  babaannesinin fevkalade bakımı için sırada bekleyen bir torunu daha var. Binlerce maşaallah. Allah gücünü, kuvvetini, azmini artırsın. Rabbimin umum annelere verdiği nihayetsiz şefkat ve fedâkârlıktan onun payına düşeni çok ziyade gördüm. Hayran oldum.

Sonra düşündüm; bu aynı anne, kızı namaz kılmaya başladı, kendisine namaz dersi veren Risale-i Nuru okumaya başladı, o nurlu dersleri birkaç hanımla birlikte oturup okumaya başladı diye dünyası başına yıkılmış, korkudan ne yapacağını bilememişti. Kızı elden gidiyordu. O insanlar onun kalemi değildi. Onun tanıdığı, bildiği, sevdiği kızı neredeydi? O kadar aydın kafalı yetiştirdiği kızı şimdi gözünün önünde  karanlıklara doğru sürükleniyordu.

Öyle biliyordu. Öyle öğretmişlerdi bu anneciğe.

Ah bilmiyordu ki o, o kadar üzerine titrediği nazenin kızçesi için o namaz, bu dünya hayatında kalbinin gıdası, ister istemez gireceği kabrinde ışığı, sırat köprüsünde nur ve burağı, o büyük mahkemede senet ve beratı olacak. Bu gelip geçici dünyada, üzerlerine bunca titrediği, gözünden sakındığı evlatları için yapabileceği en büyük iyilik onlara Rabbi Rahimlerini bildirmek ve sevdirmektir.  Eğer Rablerini güzelce tanıyıp Ona iltica etmezlerse, emri dairesinde hareket etmezlerse, yaradılış gâyelerine muvafık yaşamazlarsa ebedî zahmet, şekâvet, zorluk, yokluk, pişmanlık, ayrılık, azap var, bilmiyor.

İşte bu düşünce içimi acıttı.

Bilmiyor!

Bilse yapmaz mı? Evlatlarına kıyar mı?

O zaman bilenler bilmeyenlere Allah rızası için söylesin!

O çok fedakâr annelerin emekleri  boşa gitmesin!