Emine Eren

Bir ramazanı daha geride bıraktığımız şu günlerde bir kez daha anladık ki; gönlü mescidlere bağlı gençler yetiştirmek her Müslüman anne ve babanın muradıdır ve yine biliriz ki bunun yolu çocukluktan geçer. Bu sebepledir ki her fırsatta insanlar evladıyla câmilere gitmek ister.
İşte mesele de tam burada başlar. Ele avuca sığmaz minik bir vatandaşla herkese açık bir ortamda, hele de huşû içinde namaz kılmak pek de mümkün değildir. Oysa namaz kılan her musallinin hedefi de o huşuu yakalamaktır. Hâl böyle olunca, yavrusunun mâbed ile sağlıklı bağ kurabilmesi ve diğer namaz kılanların huzurunun muhafazası için anne babaya çok iş düşer.
Bütün bu çabalara rağmen rahatsız olan teyze ve amcalar yok değildir; her kıpırtıda aslan kaplan kesilen…
Bu sebepledir ki her birerimizin ya cami görevlileri ile ya da cematiyle bir azarlanma hikayesi vardır. Kimimiz güler geçeriz bu hatıralara , kimimiz de pireye kızıp çoktan yorgan yakmış dinle bağımızı koparmışızdır .
Zihnim böyle hatıralarla doluyken kızımla namaza gitmeye başladığımda yoğurdu üfleyerek yemeye hazırdım 🙂
Yanılmamıştım, hatırı sayılır güzide (!) anılar biriktirmeye başlamıştık. Öyle ki yavrumun “insanlar yokken camiye gidelim” diyeceği kadar..
Bir kaç örnek vermek meseleyi daha anlaşılır kılacaktır eminim, hem de çocuk dostu olmazdan evvel camilerin ne halde olduğunu gözler önüne serecek, bugünlere öyle kolay gelmediğimizi izah edecektir…

Bir gün, şeytanı araya almayacak şekilde safları sıklaştıran teyzelerle kızım ve ben namazı bekliyoruz. Hazırlıksız olduğumuz için kızım başını tişörtün kapşonuyla kapattı. O sırada yanımıza ite-tepe kendine yer açan bir teyze oturdu. Birazdan namaza kalkacağız. Kızımı göstererek “bu başörtü takmayacak mi?” diye sordu. Söz konusu olan 5-6 yaşlarında bir cocuk.. Gülümsemeye çalışarak “evet” dedim “Bu şekilde kılacak.”

“Olmaz” dedi. “ben bununla aynı safta namaz kılmam namazım kabul olmaz”

“O halde buyurun başka yerde kılın” dedim.

“Ben yer bulamam bu saatten sonra, siz çıkın saftan” dedi.

Hemen çocuğu aldım, mesele daha fazla çirkinleşmeden oradan ayrıldık ve yer bulamadığımız için camiden çıktık , benim yüreğimde öfke miniğimin gözlerinde yaşla avluda kalakaldık…
Yine bir gün Ramazandı. İstanbul’un türbe yanı camilerinden birinde teravihe gittik. Namaza durduk kızım yedi yaşlarında beraber teravih kılıyoruz. Cemaate sonradan katılan bir teyze namazda olan kızımı çekti çıkardı saftan.

“Sen küçüksün kılmasan da olur” dedi ve yerine namaza durdu. Selamlama sonrası cam önünde boynu bükük bekleyen kızımı aldım çıktık camiden ve yine avluda kalakaldık melül mahzun..
Artik 9 -10 yaşlarına gelince namaza devamlı bir musalli olarak hiç olmazsa haftada bir cemaate katılmaya başladık. Kıyafetlerimiz teyzeleri huylandırmayacak kadar uyumlu , saftan bertaraf edilmeyecek kadar boylanmıştık. Lakin bu sefer başka bir sorunla karşılaştık: Camiler çocuk dostu olmuş ve kimse çocuklara müdahale edemez olmuştu. Eğer rahatsız oluyorsa büyükler namazını evinde kılacaktı.

Yeni kural böyleydi.
Meydan âdeta çocuklara kalmış, ebe-sobe sesleri arasında imamı duymaya çabalayarak namazları kılar olmuştuk. Ne gariptir ki yine mağduru benim kuzumdu – lehinde yapılan düzenlemeye rağmen, duyamadığı için imama uymakta zorlanıyor, okuyacaklarını şaşırıyordu.
İnsanoğlunun aşırılık fıtratından mıdır bilinmez yaparken yıkmak , bir tarafı düzeltirken diğer tarafı bozmak ve meseleyi içinden çıkılmaz hâle getirmek olağandır hayatında..
Oysa çözüm ne ifrattadır ne tefritte orta yoldadır. Bunu bilmez gibi hep ifratla tefrit arasında savrulur durur.

Câmiye kişi, ruhu sükûn bulup Rabbiyle hasbihal edebilmek için gider. İbadetin hazzıyla cenneti dünyada yaşamak için gider. Diğer din kardeşleri ile kaynaşmak için gider. Giderken hayatın her döneminden geçerek gider , son nefesine kadar gider, son nefesini verir yine gider..
O sebepledir ki câmiye girildiğinde her yaştan musalli görmek mümkündür. Böyle bir insan yelpazesini câmî bir mekanın ileri yaşa hasretmek kadar sadece çocuklara hazır etmek de yanlış olur .
İslâm ittihadını talim ettiğimiz bu kubbenin altında büyükler tahammülü ve sabrı çocuklar da saygı ve mâbed sevgisini tâlim ediyor olsalardı keşke..
Madem tanışma ve kaynaşma yeridir, bu ulvi mekanda biraz edep biraz anlayış iyi gelebilir herkese . Böylece ne biri cemaatten mahrum olur ne de diğeri…
İstasyon misali şu dünyaya yeni gelenlerle, gidenler birbirine mâni teşkil etmeden toplaşıp dağılabilmeli. Anlayış ve saygı çerçevesinde dergâh-ı ilâhîde buluşup biri diğerinin tecrübesinden diğeri ötekinin coşkusundan istifade edebilir.
Sözün özü biri için diğerini küstürmeden daha câmî olabiliriz.