ZEYNEP TÜRKOĞLU

Hayatın meşgalesi içinde insan ne kadar da unutuyor, uyuşuyor bazan. Sanki zamanın seline kapılmış ruhu, bedeni. Güya bir yerlerde birşey olmaya çalışıp, daha çok mal derdine düşünce insan; asıl ‘bir’den nasıl da uzaklaşıyor tedricen, bazan da birden…

Öylesine bir uzaklaşma ki, ruhu yakıyor onsuzluk. Sonsuzdan sonsuz kere uzaklaşan bu insan için kalabalıklar tenha olur, yetimdir. Herkes hiç olur, zirvede gördüğü herşey yerle yeksandır. Yenilen en leziz yemek katrandır mânen.

Lezzetten lezzete koşan ama “onsuz” doymalar kendisine haram olan insan idrak ederse halini, uyanırsa, zafer onundur. Zira artık o bir başınayken de yalnız değildir, Rabbi ona şah damarından yakındır. Kuran ve Sünnet ne güzel yoldaştır o insana. Onların ziynetiyle süslendiği vakit madden en sade halindeyken, mânen ne şıktır ruhu.

Rabbini bulan bu insan için nakış tamamdır. Kâinat onsuz karanlıkken, artık sonsuz kez aydınlıktır. Çölde can suyu bulan insanın meseli gibidir Rabbini bulanın hali. Ve daima Onun zikri ile meşgulse lisanı, hali, nihayet lisan-ı hali şu muazzam âyeti okutturur halden anlayana:

“Kalpler ancak Allahʼı zikretmekle huzur bulur.” (Ra‘d, 13:28).