Şeyma Gür   

Günün, insanlardan en boş saatinde Gülhane parkında yürüyordum. Parkın gürültücü sakinleri olan kuşlar, hummalı bir faaliyet içindeydiler. Her kafadan bir ses çıkıyor, çeşit çeşit kuşların sabah zikirleri ortalığı çınlatıyordu.

Dalları gökyüzünü kucaklayan ulu  çınarlara hayran hayran bakarak yürürken birden bir boşluk farkettim. Her seferinde “buna ne güzel salıncak kurulur” diye düşündüren, yola tam paralel uzanan, ağaç gövdesi kalınlığındaki çınar dalının yerinde yeller esiyordu. Kesilmiş!.. İçim burkuldu! “Ya Bâki entel Bâki” dedim. Ne kadar özel bir daldı! Gülhane parkına dair üç şey söylesem biri o olurdu. Artık hafızalarda..

Sonra bu bahar yaprak açamamış iki ağaç gördüm. Demek vazifelerini tamamlamış, hayat sahnesinden çekilmeye hazırlanıyordular. Acaba kimleri gölgelendirmiş, ne çok kuşlara, kuşcuklara bağırlarını açmışdılar? Kaç asra, nice hadiseye şahitlik etmişdiler? Şimdi de ben onların sessiz vedasına şahitlik ediyordum.

Her şey gelip geçiyor; O’na bakan yüzü müstesna.

Yerde yatan büyükçe bir kuşu farkettiğim aynı anda yavaşça geçmekte olan bir araba, kuşun yanında durdu. İçinden bir güvenlik görevlisi çıktı. Kuşa baktı ve bir yere telefon etti. Bir balıkçıl yavrusunun yuvadan düşüp kanadının kırıldığını söyleyerek, bulunduğu yeri bildirdi ve yardım istedi.

Kocaman yavru kuş korkuyla kaçmaya çalıştı ama sadece bir metre gidebildi.

İkimiz de debelenen kuşa bakıyorduk.

-Gelecekler mi? Dedim.

-Şimdi gelip alırlar, tedavi ederler dedi.

Gülhane Parkında martılar, kargalar, yeşil papağanlar ve serçelerin yaşadığını biliyordum ama bu ulu çınarların balıkçıl kuşunu da barındırdığını bilmiyordum.

Güvenlikçi bana, kuşun düştüğü yuvayı gösterdi. Anne balıkçıl, yuvadaki diğer yavru ile ilgileniyordu. Devâsa bir ağacın çok yüksek bir dalında, büyük bir yuvada kocaman kuşlar…Bu ağaçlar, her katında farklı farklı sakinlerin oturduğu renkli ve cümbüşlü apartmanlar gibiler.

Ben de güvenlikçiye geçen sene mutfak dolabımda yeşil papağanların yuva yapıp yavru yetiştirdiklerini anlattım. Bu sene de gelip gelmediklerini sordu. Hayır gelmemişlerdi. Çünkü yavruyu uçurduktan sonra boşalttıkları yuvayı temizlemiş ve tekrar kullanıma sokmuştum.

-Hımm dedi, temizlemeseydiniz yine gelirlerdi. Yuvalarını kolay kolay bırakmazlar.

Sonra da yeşil papağanların ne zaman yumurtlayıp, ne zaman yavru çıkardıklarına ve nasıl yaşadıklarına dair bir sürü şey anlattı. Bu kadar çok şey bilmesine şaşırmıştım. Acaba buradaki vazifesi kuşlarla mı ilgiliydi? Hayır değildi ama çocukluğundan beri kuşlarla çok ilgiliydi ve çok araştırıyordu. Ve bu muhteşem park da ona mükemmel bir gözlem imkanı sağlıyordu.

Kesilen dalı sordum. Hiç teklemeden “Çürümüştü” dedi. “Hangi dal?” diye sormadı bile. Biliyordu kimden bahsettiğimi ve başına gelenleri. O yapraksız ağaçlar da kesilecek ve yerlerine yenileri ekilecekti. Ağaçlar gitse de yerlerine gelen var. Rahmet hazinesi sonsuz çünkü.

“Ve aynı zamanda teceddüt, haddizâtında bir lezzettir.”

Sohbet koyulaştı. Mâlumat seviyesinden hissiyat seviyesine doğru evrildi.

-Böyle bir yerde çalışmak büyük nasip, büyük mutluluk. Burası cennet gibi..İnsan daha ne ister, çok şükür, dedi.

Genç güvenlikçinin temiz ve dingin yüzünde, yaptığı işi seven insanların mutluluğunu gördüm. Onun izhar ettiği mutluluğundan ben de hissemi aldım. Bir insanın sevdiği yerde, sevdiği işi yapıyor olması ve bunu şükrüne konu yapması ne güzeldir! Ve de o şükre şahitlik yapmak…

Dua ve temennilerimi sıralayıverdim oracıkta.

Aynı gün İstanbul’un bir başka cennet köşesinde; Rüstempaşa medresesindeki Risale-i Nur dersimiz “Elhamdülillah” hakkındaydı. Şöyle diyordu aziz Üstadımız:

“Elhamdülillah lâm-ı istiğrakla işaret ettiği umum hamdler ile hamdedilmesi lâzım olan nimetlerden birisi de, rahmaniyet nimetidir. Evet rahmaniyet, zevilhayattan rahmete mazhar olanların sayısınca nimetleri tazammun etmiştir. Çünki bilhâssa insan, herbir zîhayatla alâkadardır. Bu itibarla insan her zîhayatın saadetiyle saidleşir ve elemleriyle müteessir olur. Öyle ise herhangi bir ferdde bulunan bir nimet, arkadaşlarına da bir nimettir.”

Ben bu dersin uygulamalı ön çalışmasını  Gülhane parkında sabahın ilk saatlerinde yapmıştım.