ŞEYMA GÜR

Ne kadar zamandır buradayım bilmiyorum. Günler geceler değil, seneler asırlar karışıyor kabir hayatında. Dünya hayatında olanlara kutu kutu kabirler, üzerlerinde sağa sola yatmış taşları ile sessiz ve birbirinin aynı gibi gözükebilir. Ama görünenin altında bambaşka bir âlem burası. Apaydınlık olan menziller de var, kapkaranlık olan da. Burasının rahatlığı pek rahattır, darlığı da pek dar. Nasıl ki hayatta iken hallerimiz farklı farklı idi. Ölümlerimiz de öyle oldu, kabir hayatlarımız da.

Şehzadebaşı camiinin avlusunda yatıyorum ben. Hemen yol kenarında. Eskiden yol kenarı değildi burası, ama dışarıda her şey öyle çok değişti ki. Binalar, insanlar, giysiler, konuşulan dil ve konuşmaların içerikleri… Bazı konuları hele hiç anlamıyoruz. Bizim zamanımızda  olmayan şeylerden bahsediyorlar. Bir de ellerinde bir âlet. İnsanlar yürürken bile sürekli ona bakıyorlar. İki kişi birlikte yürüyorsa ikisinin de elinde o âletten  var ve ikisinin de gözü ellerindeki âlette. O âlet ellerinde ilen kendi kendilerine konuşuyorlar bir de.  Bizim zamanımızda böyle kendi kendine konuşanlara deli denirdi. Acaba herkes mi delirdi? Acaba yaşamak için artık bu âlete bağlanmak mecburiyeti mi oluştu diye merak içindeyiz.

Ben öldüğümde başucuma ekilen fidanların bir kısmı kocaman ağaç olup hayatlarını tamamladı ve öldü bile. Yaşayanlar da var az ötede. Onlar koruma altında asırlık çınarlar. Etrafımızda en çok aşina olduğumuz, en çok ünsiyet ettiğimiz, en eski dostlarımız… Biz başka bir hayat formunda kabir hayatında, toprağın altında iken, onlar toprağın üzerindeki dünya hayatlarına devam ediyor. Aynı zamanları birlikte yaşadık oysa.  Şimdi ise hem çok yakın, hem çok uzağız.

Neslimden kimse kaldı mı bilmiyorum. Hiç kabir hediyeleri gelmiyor oralardan. Sadece umumî duâlardan nasipleniyorum. Hani “nesilleri kesilmiş, bize de bir Fatiha yok mu diye bekleşenlerin de ruhlarına…” diye yapılan duâlarla ferahlıyorum. Bir de burada yol üzerinden gelip geçenlerden az da olsa Fatiha okuyanlar oluyor. Ama çoğunluk hiç fark etmeden, burada bir Fatiha için bekleştiğimizi düşünmeden geçip gidiyor. Herkes çok meşgul. Biz de öyledik. Dünyadan hiç ayrılmayacak gibiydik. Biliyorduk ölüm vardı elbette. Ama bilmek başka, idrak etmek çok başka imiş. Ölünce anladık.

Hemen karşımızda Belediye binası var. Bir Temmuz gecesi onun önünde müthiş şeyler oldu. Silâhlar, bombalar, çığlıklar… O gece pek çok şehidin ruhları yükseltildi  oradan. Onlar doğrudan Cennete geçiş yaptılar. Hepimiz gıpta ettik. Şehitler çok itibarlıdır aramızda. Ama onlar ölmemişler gibi davranırlar.

O kadar iç içeyiz ki aslında. Yaşlıca bir teyze ne zaman önümüzden geçse, durup oyalanıyor biraz. Mezar taşlarımıza, üzerimizde yatan, oynaşan  kedilere, baharda açan güllerimize bakıyor tebessüm ederek. Şehzadepaşa camiinin zarif minaresinin güzel taş oymalarına bakıyor hayran hayran. Ben de hayranım  o minarelere. İşte bunda da buluştuk. Ve asla bizi Fatihasız bırakmıyor. İnşaallah o öldüğünde de onun arkasından okuyanları olur.

Şu önümüzden geçip gidenler bilseler ki, evet dünya hayatı artık bize çok uzak, ama kabir hayatı onlara çok yakın.