TUBA GÜVEN

Sıradan bir aile toplantısıydı. Anneannem, dedem, dayım, teyzelerim ve çocukları bir aradaydık. Yedik içtik elhamdulillah. Daha sonra sofraya içerisinde çeşit çeşit, renk renk meyveler bulunan bir tabak konuldu. Annem eline bir elma aldı ve soymaya başladı. Dilimledikten sonra ikram etti ve dedi ki: “Ben en çok Elstar elmalarını seviyorum. Böyle yeşil kırmızı karışımı. Ne ekşi, ne tatlı, tam sevdiğim gibi.“

Teyzem annemin ikram ettiği elma dilimini yedikten sonra, “Evet, o da güzel ama ben en çok yemyeşil ve ekşi olan elmaları seviyorum“ dedi.

Dayım “Yok o yeşil elmaları yiyemiyorum, çok ekşi, kamaşıyorum,” dedi. “Tamam, diğer elmalara göre biraz pahalı, ama elmaların hası Pink Lady. Rengi, kokusu ve tadı müthiş! Hic denediniz mi?“

Meyve tabağındaki bir elmadan çıkan muhabbetin beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmezdim. Evet, Cenab-ı Hakkın çeşit çeşit meyveler yaratmış olduğunu ve herkesin farklı zevklere sahip olduğunu daha önce de biliyordum. Fakat o an yeryüzünün bir kocaman sofra oldugunu, o sofrada çeşit çeşit nimetlerin olduğunu ve o nimetlerinde kendi içerisinde de çeşitleri olduğunu bir kez daha hatırlamış oldum.

O sofranın herkesin damak tadına, göz zevkine, diş yapısına, ihtiyacina göre her insana, hayvana, bitkiye ve bakterilere dahi hitap ettiğini düşünme fırsatım oldu.

Bu ziyafet sofrasının bizim için ne kadar özel, cömert, şefkatli ve sanatlı bir şekilde hazırlandığını düşünmek bana içten “Elhamdulillâh“ dedirtti.