Halide Güler Erdem

Bereketli toprağın nemli bağrında buldu kendini. Gözlerini açmakta zorlandı. Uzun zamandır huzurlu bir beşikte uyutulup muhafaza ediliyordu.

Toprak bütün tohumlara kucak açtığı gibi onu da sarıp sarmalamış, emniyetli bir yuva olmuştu.

Sevimli tohumun içi içine sığmıyor tarifsiz bir heyecan ve sevinç hissediyordu.

Onu aylardır barındıran toprakta da bir coşku, bir hareket vardı. Hafiften ısınmaya, tohumu sıkarak ileri doğru itmeye başlamıştı. Bahar denen diriliş bu olmalı herhalde diye düşündü. Etrafında kendi gibi toprağa tutunmuş kök salmaya çalışan tohumlar gördü.

“Sen ne çekirdeğisin” diye sordu yanındaki minik tohuma.

Kalbi hızla çarpıyor, yerinde duramıyordu. Hissettiklerini konuşup paylaşmak istiyordu.

“Biliyor musun” dedi. Yukarıda çok güzel bir âlem varmış, aydınlık yemyeşil bahçeler, rengarenk çiçeklerle, lezzetli meyvelerle doluymuş. Biz burada bir süre durup o âlemde yeşerecekmişiz (boy verecekmişiz).  Diğer tohum başını kaldırarak itiraz etti.

“Yok canım” dedi. “Nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri? Bu tatsız ve renksiz topraktan nasıl leziz meyveler, rengarenk çiçekler çıkacak? Renk nedir? Aydınlık nedir? Ben bütün rahatımı düşünmemekte buluyorum. Bence hayatımız buradan ibarettir.

“Olur mu hiç” dedi sevimli tohum. “Ben hissediyorum, içimde bir kabiliyet, bir hareket var. Asıl yerimiz burası değil, farkındayım. Hem de nar ağacı olacağım galiba. Cennet gibi bahçeleri süsleyeceğim. Ziyafet sofralarında yer alacağım.”

“Burada toprağın derinliklerindeyiz. Buradan çıkış mümkün değil!” dedi diğeri. “Bu küçücük cismimizle bunca toprağı nasıl yarabiliriz?

Nar ağacı olmaya çok  hevesli olan tohum, “ben duydum” dedi heyecanla. “Bizi buraya eken çiftçi bir kelime mırıldanıyordu:

Bismillah.

“Bu kelimeyi söyleyen tohumlar, kökler, incecik damarlar toprağı deler geçer, koca ağaçları bile başlarında taşırlarmış..”

O sırada çiftçi işini bitirmişti. Terini silerek doğruldu. Tarlasına baktı, uzun uzun. Toprağın, içine düşen her tohumla çoşmasına hayrandı. Her bahar vagon vagon erzak taşıyan omuzları hiç yorulmaz, tükenip eksilmez, şikayet edip sızlanmazdı.

Rengi kara olsa da nakış nakış, renk renk halılar onun üzerinde dokunurdu.

Gelincik bahçeleri en muhteşem kızıllığını onun üzerinde sergiler, ayçiçek tarlaları sarıyı en bereketli haliyle onun üzerinde sunardı.

Kar örtüsü yavaş yavaş erimiş, öz suyu toprağın içine işlemişti. Tohumlar bu berrak suyu iliklerine kadar çekerek büyüyüp  gelişmeye başladılar

Sevimli tohum “bizi bu derinliklerde unutmayan, serin kar şerbetleriyle besleyen bir merhamet, hiç bizi burada yokluğa terk eder mi?” diye düşündü.

Bir zaman sonra peşpeşe çakan şimşeklerle sarsıldılar. Çok kuvvetli bir ışık her yeri aydınlatıyordu. Gök gürültüsünün haşmetine karışan sabah ezanlarının sesi bir kurtuluş ve dirilişi ilan ediyordu.

Nar tohumu son defa seslendi yanındaki  tohuma:

“Haydi dostum uyanma vakti! Beklenen an geldi. Bu sesler bizi bambaşka bir âleme, var oluşa davet ediyor.

Bir gerilme hissetti bedeninde, ince bir sızı sardı her yanını, bir çatlama sesi duyuldu cildinden, gözlerinden yaşlar aktı bütün vücudu yanıyor, terliyordu.

Bismillah diyerek silkindi. Kış boyu onu çevreleyen kabuğunu üzerinden atmış, yemyeşil narin bir elbiseye bürünmüştü.

“Ya Hayy ” deyip titreyerek süzüldü kapuğundan dışarı.

Diğer tohumun sızı çekmeye hiç niyeti yoktu.  Yer çekiminin aldatıcı cazibesine uyarak yorganı daha da çekti üzerine. Kabuğu kalınlaştıkça kalınlaştı. İlâhi kudret tarafından içine konan manevi programı geliştirip ağaç olamadan karıştı gitti toprağa.

Yeni filizlenen tohum hayranlıkla baktı etrafına. Tatlı bir esinti değdi tenine, ışıktan gözleri kamaştı. “Hoşgeldin” demek ister gibi arılar, kelebekler taze ıslak yapraklarına kondu, incitmemeye çalışarak.

Üzerinden günler geçti. Turuncu tüllü bir elbiseyle donanmıştı bütün dalları. Bir düğüne gider gibi hazırlanmıştı.

O Sabah fırtınalı bir yağmurla uyandı. Çok sevdiği elbisesi uçuşuyor, rüzgara karışarak üzerinden sıyrılıyordu. Toz pembe rüyasından ayrılışına kalbi burkulsa da bu değişimin ardından bambaşka bir anlam doğacaktı. Günler sonra şefkatli kucağı tomurcuklarla doldu. En güzel renk olan nar çiçeği rengi ile boyanıp içlerine lezzetli taneciklerin konuşunu seyretti, hayranlıkla.  Son baharın ilk günlerinde incecik dallarından bir sanat eseri gibi muhteşem meyveleri salınmaya başladı.

Güneşli bir sabah, çiftçi çocuklarıyla bahçeye geldi. Küçük kızı nar ağacını gösterdi sevinçle. En irisini işaret etti. Çiftçi “Bismillah” diyerek meyveyi koparttı. Avucunu kıpkırmızı nar taneleriyle doldurdu. Çocukları iştahla meyveyi yerken Rabbine şükretti.

O gün nar ağacı bir kelimeyle daha tanıştı. Öyle bir kelime ki hayatı özetliyor, her şeye anlam katıyor bütün nimetlerdeki güzellikleri gerçek sahibine veriyordu.

Çiftçinin dilinden dökülen Elhamdülillah sözünü çekirdeklerinde, köklerinde hissetti. “Elhamdülillah” dedi tüm zerreleriyle. Bu seda çocukların cıvıldaşmalarıyla çoğalıp gökyüzüne yükselerek kainatı kuşatan bir şükre dönüştü.

Âlemler her dilden “elhamdülillah” nidaları ile doldu taştı.