Zekiye Avan

Dün yeğenimi anaokulundan almaya gitmiştim. Sohbet ederek yürüyorduk. Klasik soruları mı  sordum yine.

“Bugün eğlendin mi? Güzel geçti mi? Mutlu oldun mu? Neler yedin?”

“Evet” dedi “pasta yedim, bir de kurabiye” ”

“Arkadaşının doğum günü müydü” diye sordum. Değilmiş.

“Ha bir de bugün iki sınıf beraber yedik” dedi.

“Neden” diye sordum “Onların yemeği yok muydu?”

Düşündü, cevap bulamadı.

Sonra balonlarla donatılmış bir markete girdik.

“Hani işte biz iki sınıf beraber yedik ya bu balonlar onun için mi var?” diye sordu.

Anlaşılan bir kutlama yapılmıştı ama Eren anlatmakta güçlük çekiyordu.

Tekrar sordum “Eren hatırladın mı diğer sınıfla neden beraber yediğinizi?”

“Söyleyeceğim” dedi. Biraz düşünüp “Söyleyeceğim ama söyleyemiyorum” dedi. Olan biteni anlatabilmek için kendini zorladığı belli oluyordu.

“Aklıma gelmiyor” dedi.

Konuyu kapattık.

Onu anlıyordum. Bana da olur. Bazen hissettiklerimi kelimelere ifade etmekte yetersiz kalırım.

O hallerden bir hâl ile, kelimelerin kifâyetsizliğiyle demek istiyorum ki;

Rabbim büyük bir lütuf olarak tanımakla bahtiyar olduğum kardeş ve abla diyebileceğim insanları hayatıma dahil etti.

Bizi bir araya getiren sebep ise  ruhlar aleminde başlayan, dünyada devam etmekte olan ahiret yolculuğumuzda  beraberce yol almak, bu arada biribirinin imanına  kuvvet vermek ve birlikte yaptığımız Kur’ân, Sünnet ve Risale-i Nur  dersleri.

Her birimiz manevi bir şahsın azaları gibi  manevi amellerimizde ortak olduğumuzu biliyoruz. Birimiz ahirete göçtüğünde günah cihetinde amel defteri kapanır ama  sevap cihetinde devam eder. Böylece kısa ömrümüz ve ahiret azığımız bereketlenir. Aramızda kan bağı olduklarımız da var ama bizi asıl bağlayan, bizi bize yakın kılan şey; Allah için sevmek!

Bütün ehl-i imanı bu manevi bağ ile kardeş gibi sevmek.

Musafaha yaparken ferahlandığımız, göz göze geldiğimizde muhabbetimizin arttığı, göremediğimizde gözümüzün aradığı, sesini duyunca sevindiğimiz, ikramda önceliği verdiğimiz, ötelerin sohbetini yapabilidiğimiz, kardeşlerimiz var elhamdülillah.

Merhum anneciğimden öğrendiğim; insanın insana harcadığı nefesin, sohbetin bile üzerimizde hak olduğudur.

Telefon gruplarında kardeşlerle haberleşmek ve muhabbet adına yazılan güzel mesajlar ve temennilerin hepsine cevap vermekte yetişemiyorum ama oranın canlılığı da beni ayrı mutlu ediyor.

Evde pişse o kadar cazip gelmez  kokular vardır ya biz dışarıda iken; mis gibi kızartma ve yemek kokuları, fırından gelen ekmek kokusu gibi. Küçüklüğümden beri sabah kahvaltısında sofralardan yayılan, çay kaşığının bardağa vurarak çıkardığı sesler çok hoş gelir. İşte o mesajlar bu aralar bana o kokular ve sesler misâli geliyor.

Eren’ in anlatmak isteyip de dile getiremediğini, annesinden öğrendiğim. Yerli malı haftası olması sebebiyle sınıflar beraberce yemek yemiş. Marketteki balonlar ise  sınıftaki süslemeleri çağrıştırmış.

Benimse dilimin dönemeyip anlatmakta aciz kaldığım “Uhuvvet” yani ahiret kardeşliğinin şifa oluşu idi…

Günümüzde kapı komşularının bile birbirini tanımadığı, vefanın kaybolup, ben eksenli ilişkilerin revaç bulduğu bir ortamda, sahip olduğumuz şey,  büyük bir servet gibi.

Hem Üstadımız Bediüzzaman’dan;

“Beş farz namazını kılan ve yedi kebâiri terk eden zâtları şu manevî münasebet ve görüşmek neticesi olarak âhiret kardeşliğine kabul ediyorum” müjdesini almışız.

Hem talebesi merhum Said Özdemir ağabeye söylediği;

“Said kardeş sana son vasiyetim; siz hizmeti düşünmeyin. Cenab-ı Hak bu hizmeti bizzat kendi kuvvet ve kudretiyle bütün dünyaya yayacak. Sizin düşüneceginiz; uhuvvet,muhabbet, ittihad ve tesanüddür” sözünü düstur kabul etmişiz.

Uhuvvet nimetine binler şükür.