Şeyma Gür

İİKV’nin Yaşayan tefsir programına Bediüzzaman’ın akrabası ve Mustafa Sungur ile uzun yıllar birlikte iman hizmetinde bulunmuş olan Sabri Okur misafir oldu.

Seminerine Risale-i Nur’dan bölümler okuyarak başlayan Sabri Okur, Bediüzzaman’dan ve Sungur ağabeyden hatıralar anlattı.

Okur, Sungur ağabeyden iktibasla Bediüzzaman’ın kendi eseri olan Risale-i Nur’u günde ortalama 200 sayfa okuyup “Elhamdülillah bugün de imanım inkişaf etti” dediğini anlattı ve Bediüzzaman’ın, yanına gelip “Bana nasihat et” diyen bir gence “Kardeşim eskiden benim hafızamda olanlar şimdi kitaplarıma geçmiş. Ben de kitaplarımdan okuyorum. Kitaplara müracaat ediniz” demiş olduğunu bildirdi.

Sabri Okur’un anlattığı bir başka hatırada ise Nazım Akkurt, Hz. Üstadı ziyarete gittiğinde Sungur ağabey kendisini karşılamıştı. Beklerlerken Sungur ağabey sebeb-i ziyaretini sorunca Nazım ağabey, Üstad’dan sual etmek  üzere 30-40 soru hazırladığını söylemişti. Sungur ağabey soruları görmek istemiş ve ardından da her birine Risale-i Nur’un ilgili yerlerini açıp cevap vermişti. Nazım Akkurt’un hayretler içinde kalıp “Madem biliyordun neden bu kitapları baştan göstermedin” diye sorması üzerine Sungur Ağabey şöyle cevap vermişti:

“Kardeşim bizim hiçbir ilmimiz olmadığını ve ne biliyorsak Risale-i Nur’dan olduğunu görmeni istedim, bu bir. Bütün suallerine Risale-i Nur’da cevap olduğunu göstermek istedim, bu iki. Üçüncüsü; benim tarz-ı ifadem, senin fehmine uygun gelmeyebilir ama Risale-i Nur’un tarz-ı ifadesi her fehme uygundur, bunu görmeni istedim.”

Konuşmasında rahmetli Âzerî Dr.Rauf’u da anan Okur, Dr. Rauf’un Sözler’i okurken bir seferde okumaya yüreğinin dayanmadığını, okuduğu her bir cümleden sonra biraz dolaşarak heyecanla coşan kalbini teskin etmeye çalıştığını kendi ifadelerinden aktardı.

Okur, Bediüzzaman’ın, gittiği ülkeden menfî haberler anlatan bir talebesini “Bana sadece güzel şeyler anlat” diyerek ikâz ettiğine dâir bir hatıra anlattı. Hz. Üstad “Benim ruhumu karartacak şeyler bana anlatma” diyordu.

Sabri Okur’un, Üstadın Kastamonu talebelerinden olan Çaycı Emin’den naklettiği bir hatıra ise şöyle:

Bediüzzaman ve Çaycı Emin Efendi kıra çıktıkları bir zaman, çeşme başında içki içmekte olan bir grup Kastamonulu efeye rast gelmişlerdi. Çaycı Emin Efendi içinden “Şimdi Üstad bunlara bir şey der, onlar da sarhoşluk tesiriyle bizi döverlerse” diye geçirmiş ve korkmuştu.

Oysa Bediüzzaman hiçbir şey demeden sarhoşların yanından geçip gitmişti. Sarhoşlar aralarında Bediüzzaman’ın neden kendilerine bir şey demediğini tartışmışlardı. Acaba Hocaefendi kendilerinden korkmuş muydu? Ama o sultanlardan bile korkmadığını göstermiş biriydi, korkmuş olamazdı. Yoksa kalplerine bakmış da “Bunlara söz fayda etmez” mi demişti? Neticede, Üstadın kendilerine “Bir söz bile söylememesi” sarhoşlara dokunmuş “biz de müslümanız ya hu” deyip, içki şişelerini kırıp, çeşmeden abdest alıp, camiye koşmuşlardı. Çaycı Emin camiye girdiğinde çeşme başındaki sarhoşların tamamının namazda saf tutmuş olduklarını görmüştü.

Okur’un Kırkıncı Hocadan bizzat dinlediği hatırası ise şöyle:

Bediüzzaman’ı birkaç kez ziyaret etmiş olan ve kendisi de âlim bir zat olan Kırkıncı hoca bir cemaat içinde şöyle demişti: “Bir zaman düşündüm; neden benim gibi zatlar Üstadın yanında ve hizmetinde kalmadık? Yanında kalan talebeleri Arapça bile bilmezler, ilimleri yok. Allah neden bize nasip etmedi de bunlara nasip etti? Sonra aklıma geldi ki; eğer biz olsaydık ilmimizden bir şeyler katardık. Ama bunlar Üstad’dan ne görmüşse onu yapmış, onu söylemişler, onu devam ettirmişler.”

“Risale-i Nur’un emsali olmadığı gibi hizmet tarzında da emsali yok” tespitini yapan Okur “Eğer biz tam Üstad’ın tarzından gidersek Allah’ın izniyle hiçbir yerde mağlup ve mahcup olmayız” dedi.