İNCİ YILMAZ

Bir gün büyük ruhlu küçüklerimizle Risale-i Nur’dan Ayet’ül Kübra dersini yaparken, her paragrafı belgesellerle, videolarla destekleyerek ilerliyorduk.

“Sonra, dünyaya gelen o yolcu adama ve misafire, cevv-i semâ denilen ve mahşer-i acâib olan feza gürültü ile konuşarak bağırıyor: “Bana bak! Merakla aradığını ve seni buraya göndereni benimle bilebilir ve bulabilirsin.” der. O misafir, onun ekşi fakat merhametli yüzüne bakar; müdhiş fakat müjdeli gürültüsünü dinler, görür ki:

Zemin ile âsuman ortasında muallakta durdurulan bulut, gayet hakîmâne ve rahîmâne bir tarzda zemin bahçesini sular ve zemin ahalisine âb-ı hayat getirir ve harareti (yani yaşamak ateşinin şiddetini) ta’dil eder ve ihtiyaca göre her yerin imdadına yetişir….“

Paragrafından sonra bulutların hareketlerini ve Rahmet’in indiği videoları izlerken birden gökkuşağının çıktığına şahit olduk hep birlikte.

O an düşündüm ki, bir hediye bu kadar izhar edilebilir.

Koca göğü, rengarenk lâtif kurdelasıyla paketlercesine bir sunum vardı.

O sunum az evvel yağan Rahmetin bize bir ihsan olduğunun deliliydi.

Ve bu ihsanların bunca tezyinle, hikmetle sunulması da; O’nun san’atını çok sevdiğini ve san’atı ile bir başka san’atı olan insana kendini tanıttırması ve sevdirmesiydi.

Biz de inşaallah gayretimiz, nasibimiz kadar:

“Başını kaldır, kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir zâtın hârika işlerine bak! Sen başıboş olmadığın gibi, bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir Müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar” paragrafının ihtarını aldık.

Elhamdulillah İman Nuru için dedik.