Şeyma Gür

Koşmaya elverişli güçlü bacaklarınız olsa, üstelik bunu yapmayı çok sevseniz ama sizi ağır zincirlerle bağlasalar ve günler geceler boyu koşmanıza izin verilmese…

Kafkas kangalı  koca Kül’ün durumu tam olarak bu. Hayatı beş altı metrelik bir ip boyunca gidip gelmekle geçiyor.

Komşum olan sahibi eğer başka bir yere gitmemişse ancak hafta sonları gelebiliyor. Ve eğer beli tutulmamışsa ve başka bir meşguliyeti yoksa Kül’ü gezdirebiliyor.

Bu durumda Kül’ün gönlünce koşup rahatlayabilmesi için tek seçenek kalıyor: Benim onu gezdirmem. Yanına vardığımda sevinir, onu gezdireceğimi bilir, yemek falan gözü görmez, hemen zincirini zorlar.

Ben de imkân buldukça Kül ile birlikte ormana dalıp, onun sevinç içinde alabildiğine koşmasını izlemekten mutluyum. Koşabilen koşmalı, uçabilen uçmalı.

Bugün  yine  yürüyecektik. Zincirini bağlı olduğu yerden çözüyorum. Ama sitenin dışına çıkıncaya kadar benimle beraber yürümek zorunda. Zira Kül’ü başı boş koşarken görünce korkanlar oluyor. Öylesine haşmetli ki…Ve Kül her ne kadar sabırsızlansa da beni kırmıyor ve siteden çıkıncaya kadar sabırla yanım sıra yürüyor. İstese beni sürükler götürür.

İşte şimdi özgürlük zamanı. Tasmasını tamamen çıkarıyorum. Onca esaretten sonra kuş gibi hafif hissetmesini istiyorum. “Zincirden boşalmak” tabirinin en canlı uygulamasına şahit oluyorum.

Zincirlerini, dönüşte almak üzere burada bırakacağım. Burası üç yol ağzı. Her bir yol ormana gidiyor. Ama biz derenin olduğu tarafa gideceğiz. Kül dereye girip serinlemeyi ve su içmeyi seviyor. Sonra dere boyunca yürüyoruz.

Ama bugün Kül daha yolun başında beni bırakıp uzaklaşıyor. Onu tamamen gözden kaybediyorum. Ne var ki biliyorum, bir süre sonra ortaya çıkar, neşeyle yanımdan koşarak geçer, âdeta “merak etme buradayım” der.

Ama bugün ne dereye indiğimde ne de sonrasında onu hiç göremedim. Yaklaşık bir saat boyunca ormanda tek başıma yürüdüm. Arada sesleniyordum ama Kül’den ne bir ses ne bir nefes…

Endişeliydim. Ne de olsa emanet. Başına bir hâl gelse sahibine ne derdim! “Rabbim” dedim. “Onu da beni de gören sensin. Onu da beni de muhafaza buyur! Ey zerreden şemse her şeyin dizginini elinde tutan Rabbim! Onu bana musahhar et. Yoksa ben ona güç yetiremem.”

Ne giderken ne dönerken Kül’ü hiç göremedim. Tek umudum dönüp dolaşıp benden önce siteye gelip kulübesine dönmüş olmasaydı. Yoksa onu nerede arar, nerede bulurdum?

Zincirini bıraktığım yere geldiğimde endişeyle sağa sola bakındım.

Yoktu…

Ne yapsam diye düşünürken birden sessizce beliriverdi yakınımda. Meğer beni takip etmiş, gözden kaybetmemiş. Onu görünce ne kadar sevindim!

Fakat zinciri elime aldığımı görünce gerisin geri döndü. Ve bu kez farklı bir yoldan ormana daldı. Bağlanmak istemiyordu. Ne kadar da haklıydı. Bir kez o tasma boynuna geçince ne zaman açılacağı belli olmuyor, ben de yoksam bazen günler boyunca tek başına bağlı halde kalakalıyordu.

Peşinden gittim. İlk kez Kül bu kadar açık bir şekilde bağlanmaya itiraz ediyordu. Ya onu yerine götüremezsem?

O önde ben arkada bir hayli gittik. Eğer ben dönersem peşimden geliyordu bugüne dek.

Döndüm. Yoksa yürümeye devam ettiğim sürece pes edeceği yoktu.

Yolun kenarında bir taşa oturup seslendim. “Kül burada seni bekliyorum”

Oturduğumu gördü ama arkasını dönüp yürümeye devam etti ve bir kez daha gözden kayboldu.

Beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Telefonumdan açıp bir şeyler okumaya koyuldum.

Derken yine aniden ve yine sessizce yanımda beliriverdi.  Sevinçle yanına gittim. Tasma elimdeydi. Bu kez kaçmadı.  Tasmayı zor takılıyor. Epey uğraşmam gerekiyor. Kımıldamadan bekledi. İstese bağlatmazdı. Anladım ki hatırım için yapıyor bunu.

Sonra beraber âheste âheste, konuşarak eve doğru yollandık. Sitenin girişinde duraksadı. Girmek istemiyordu. “Lütfen Kül” dedim “Mecburuz”

Râzı oldu. Yine de ara ara durup gözüme bakıyor, âdeta “Beni oraya götürme” diyordu. İçim parçalanıyordu ama yapabileceğim bir şey yoktu.

“Söz Kül” dedim “Yarın sabah yine yürürüz inşaallah”

Ve götürüp bağladım. Hemen kulübesine girdi. Mahsun bakışları o koca cüssede iyice içe dokunuyordu.

“Hadi Allah rahatlık versin, yaşadığın şeyi sana kolaylaştırsın Kül” deyip uzaklaştım.

Sabah ola hayrola…

Ve ikinci sabah…

Kül neredeyse hiç gözden kaybolmuyor, beni kollayarak ilerliyor, iki saatlik yürüyüşün sonunda da kendiliğinden önümde durup tasmasını bağlatıyor. Anlaşmamıza sâdık kalıyor.

Ben de öyle…

Elhamdülillah bu Rabbimin fazlındandır.