Şeyma Gür

Şefkat cisme bürünmüş, insan elbisesi giymiş, nezaket, zerâfet ve tevâzu ile süslenmiş; adına Fırıncı abi demişler.

Mehmed Fırıncı

Mehmed Nuri Güleç

Soy ismiyle müsemma Fırıncı ağabeyimiz, canımız, dünya yolculuğunu tamamladı. Vazife-i hayatını bitirdi. Zahmetten, meşakkatten kurtuldu inşaallah. Berzah memleketine vardı. Son durağı Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) yanında Firdevs cenneti olsun inşaallah.

Arkasında ben misal milyonlarca sevenini bıraktı gitti, gidilesi yere.

Onu tanıyıp da sevmemek mümkün değildi zannederim. Müzeyyin ismine tecelligâh olmuş nefis kokulu, güzeller güzeli bir çiçeği sevmemek olur mu? Dünya tatlısı bir bebek sevilmeden durulur mu? İyilik, cemal, kemal, ihsan, kerem, şefkat, hikmet, adalet  sevilmez mi? O kadar lâzım,  o kadar fıtrî, o kadar olmazsa olmazdı Fırıncı ağabeyi sevmek.

Onu Dost TV’de Nihat Derindere ile yaptığı bir program esnasında tanımıştım.

Risale-i Nur ile tanışma serencâmını ve Bediüzzaman ile hatıralarını anlatıyordu.

O kadar nazik, o kadar sevimli ve o kadar zekiydi ki.

Ekranın karşısına çakıldım kaldım. O anda yer etti  kalbimde muhabbeti. Yer etmekle kalmadı beni peşinden sürükledi. Sene 2007 idi sanırım. Artık bir dedektif gibi peşinde idim. Nerede görebilir, nasıl tanışabilirdim?

Şiddetli iştiyak dua yerine geçiyor sanırım.

Allah bana Fırıncı Ağabey ile hem tanışmak, hem de doya doya sohbetlerinde bulunmak imkânı bahşetti. Hatta pek çok hâtıramız, beraber yolculuklarımız bile oldu. Bir yolculukta valizimi taşımaya teşebbüs etmişliği bile vardır. Öyle bir insandı işte. “Şeyma abla” diye hitap etmesine bayılırdım. Herkes ona abla-abi idi.

Fırıncı Ağabey Üsküdar’da Fatih’in mahkeme binasında Ümit Şimşek Ağabeyin, eşi Meryem Hanım ile birlikte hanımlara yaptığı haftalık Mesnevi-i Nuriye derslerine çoğu zaman katılırdı. O, salonun kapısında belirdiğinde ortalığa bir  muhabbet dalgası  yayılırdı. Dikkatli ve hayretli bir dinleyici idi her zaman. “Bu dersten çok istifade ediyorum” derdi. Ümit Ağabey ve biz ağzından laf alabilmek için çok uğraşırdık. O tevazu ile dinlemeyi tercih etse de pek çok hatırasını dinlemek de nasip oldu elhamdülillah. Hele bir defasında, kendisini Risale-i Nur talebelerine yönlendiren ve Risale-i Nur ile tanışmasına vesile olan rahmetli Enver Ceylan hoca ile birlikte gelmişlerdi. Nasıl doyumsuz bir sohbetti o! Cennetten bir esintiydi âdeta.

Fırıncı Ağabey henüz genç bir delikanlı iken Enver Ceylan hocaya bir soru sormuş, o da “Bu soruyu Risale-i Nur talebeleri daha iyi cevaplar” diye onu birkaç gencin yanına yollamıştı.

Fırıncı Ağabeyin gittiği yerde gençler bir portakal sandığının üzerine koydukları bir kitap okuyorlardı. Hem eser, hem eseri takdim eden gençlerin muhabbeti, Fırıncı Ağabeyi derinden sarıp sarmalamıştı; bir daha hiç ayrılamamacasına…

İşte o portakal sandığı üzerinde bulduğu muhabbeti, uzun yıllar boyunca dünyanın her tarafından insanlara elektrik teli gibi iletti Fırıncı Ağabeyimiz.

Muhabbet ve şefkat, Kur’an ve iman hizmetinde en tesirli bir nakiledir.

Dokunduğu yerde muhabbet çiçekleri açtı.

Rabbim onu, şefkatinin en güzel tecellileri ile süslemişti.

İnsana şefkatin, nezâketin ne kadar yakıştığının ilânatı idi.

O, aziz Üstadının tabiriyle Risale-i Nur hizmetinin zembereği idi.

Etrafında kimin yardıma ihtiyacı varsa yetişeni idi.

Hiç tanımadığı bir anne, hasta çocuğunu ziyaret etmesini rica ettiğinde Fırıncı Ağabey oradaydı.

Bir kardeşimiz (Bircan Erden Sayın) babasının, sohbetlerin müdavimi olmasına Fırıncı Ağabeyin sebeb olduğunu anlatırdı. Ders çıkışı Fırıncı Ağabey, babasının ayakkabılarını bulup düzeltmişti. Onun bu tevazuu ve hassasiyeti babasının kalbini fethetmişti.

Fırıncı Ağabey bir kalp fethetme üstadı idi.

Bir defasında otobüste kendisine yer veren genç için, gıyabında uzun uzun evrad okuduğunu anlatmıştı.

Onun siması çok hassas bir kalpten, ince bir ruhtan, sapasağlam bir imandan haber veren bir güzellikteydi.

Hafızası ile bizi hep hayran bırakırdı. Olaylar, isimler, tarihler nasıl da capcanlı dururdu hafızasında. Çok da nüktedandı ki keskin bir zekaya işaret ederdi latifeleri.

Hizmetleri Allah katında ahsen-i kabul ile kabul olsun inşaallah.

Ben vefatına üzülmedim.

Onun için sevindim.

Çok çalıştı, çok yoruldu. Artık ücret alma zamanı gelmişti besbelli.

Âhiret yurdunun yanında dünyanın sözü mü olur!

Orayı kazananın gözü arkada mı kalır?

Elbette âkıbetlerimizi Allah’tan başkası bilemez.

Ama biz onun hallerine şahid olduğumuz kadarıyla hakkında, Allah’ın rahmetini, Peygamber Efendimizin şefaatini, sevgili Üstadının hüsn-ü istikbâlini kuvvetle ümid ediyor, dua ediyoruz, onu iyi biliyoruz.

Canım Fırıncı Ağabeyim, inşaallah Münker Nekir sana ünsiyetli birer arkadaş olarak, şefkatle, müjdeyle gelsinler. Sen de onlara, ömrünün sonuna kadar sadakatle sahip çıktığın iman hakikatleri ile cevap ver inşaallah.