SELMA DÖRTKARDEŞ

Ben bir denizim.

Bazen haşin bazen de durgun dalgalarla, usanmadan kayalara çarpan.

Ben bir denizim.

Tesbihim, zikrim: ya Celil, ya Celil, ya Celil…

Ben bir denizim.

Her an vururken kayalara, Onu anar, Onu zikrederim.

İnsanlar gelir, uğrar kıyılarıma, onları dinlerim.

Kimi günlük kargaşasını, problemini anlatır, kimi yaşadığı maddî sıkıntıları ve içinden çıkamadığı sorunlarını. Kimi de kafayı çekerken izler beni. Boş ve mânâsız gözlerle bakarlar bana. Dert tazelerler adeta. Gafletlerine hüzünlenirim, ağlayasım gelir.

Sonra sevgililer gelir. Hayaller kurarlar boyuna. Dinler, iç geçiririm.

Balıkçılar en çok uğrayanlardır bana. Birkaç balık avlama hırsıyla dolar, taşarlar. Saatlerini harcarlar birkaç balık için. Sonra birbirlerine nispet yaparak döner giderler. Sormazlar kendilerine benim koynumdan çıkan o eşsiz balıkları Yaratanı ve daha nicesinin derin sularımda var olduğunu.

Derken bir gece büyük bir kalabalık. Garipsemiştim. Sanmıştım ki o gece her zamankinden daha haşin vurduğum kıyılara insanlar akın edecek. Yanılmışım. Yönelişleri bana değil, konser dinlemek içinmiş. O an haykırasım geldi insanlara. ‘’Gelin o güzel musiki bende. Beni dinleyin şöylece. Onu anlatır, paylaşırım sizinle.’’ Ama kimsecikler gelmedi bu nidama.

Üzülmüştüm.

Bu üzüntüyle dolup taşarken, birden bir genç kız geldi kıyıma. “Kim bilir ne dertlerle doludur, döker içini gider” diye düşündüm.

Lâkin bu genç kızın onca insanların rağmına gelişi farklı, bakışı farklıydı bana. Ümitlenmiştim.

Evet, bu sefer yanılmamıştım. Benim hâlimden anlamıştı. O da benimle zikrederek, ya Celil, ya Celil, ya Celil diyerek bana eşlik etmişti. Sevincimden daha sert vurdum kayalara. Kendimi öyle kaybetmişim ki, genç kızın ayaklarını ıslatmışım. O da fark etmiş, sevinmişti, anlamıştım.

Sonra biraz kulak verdim genç kıza. Gafletinden, pişmanlıklarından yakınıyordu boyuna. Diyordu ki: ‘’Ya Rab! Bir su birikintisi bile Seni zikrederken, ben sana kaç kez yönelebildim?

İnanamıyordum. Beni anlayan biri vardı. Gözleri dolmuştu genç kızın. Ben de onunla ağladım. Bir süre oturdu kıyımda. İleride müzik dinleyen insanların aksine beni dinlemeyi seçmişti.

Duasını da duydum genç kızın. Zira biliyordum ki bana bakılarak yapılan dualar kabul olurmuş. Diyordu ki: “Ya Rab! Bir nebze de olsa, beni gafletimden sıyır. Yaptığım şu kısa tefekkürü seni zikreden şu dalgalar hürmetine hakkımda şefaatçi eyle. Amin…”

Artık mutluluğum tarifsizdi. Sonunda beni dinleyen ve bana eşlik eden ve beni anlayan biri vardı. Ve biliyordum ki bu gelişi son olmayacaktı.

Genç kız yavaş yavaş kıyımdan ayrılırken onu sevinçle uğurladım. Ve giderken ben de arkasından onun için lisan-ı hâlimle dua ettim:

“Genç kız, Allah senden razı olsun.’’