ŞEYMA GÜR

Doksanına merdiven dayamış olmalı. Yavaş adımlarla ağır ağır geliyor durağa. Bazen de benden önce gelmiş, otururken buluyorum. Selâmımı sevinçle alıyor her seferinde. Evlerimizin arasında bir sokak eni kadar mesafe var ve aynı otobüs durağını kullanıyoruz.

Her sabah tertemiz giyinmiş ve son derece bakımlı olarak durağa iniyor. “Yetmiş beş sene durmadan çalıştım. Hâlâ durmuyorum. Ne yaparsan yap, sakın durma!” diye nasihat ediyor. “Altı ay dursan yatağa düşersin.”

“Geliyorum, gidiyorum. Çok şükür şimdilik bir yaramazlık yok. Bir gün o da biter” diyor gözlerimin içine bakarak. Anlıyorum, âkıbetini bekliyor.

“Sonra hiç bitmeyecek olan başlar” diyorum. Tasdik ediyor. “Sonra artık bitmez…”

Soruları o soruyor. Ben onu, aralarda anlattığı kadarıyla tanıyabiliyorum. Sormaya çekiniyorum. O bana nereye gittiğimi soruyor ama ben ona bu yaşta ve bu halde her sabah çıkıp çıkıp nereye gittiğini soramıyorum meselâ. Klasik giyimine tezat teşkil eden, bileğindeki boncuklu bilekliği de soramıyorum. Adını bile soramıyorum.

O ise konuşmaya ve anlatmaya çok istekli. Memleketinden, sık görememekten şikayet ettiği torunlarından, oturduğumuz mahallenin geçmişinden, birileri yer de arkasından sevaplar gelir diye ektiği ağaçlardan uzun uzun anlatıyor. Otobüsümüz de sık geçmiyor…

İki sene önce eşini kaybetmiş. “İki şeye pişmanım” diye ironi yapıyor. “Birbirimize hiç yalan söyleyemedik ve hiç kavga edemedik. Kavga etsek anı kalacaktı.”

Gülüyorum. “Onun yerine güzel anılar bırakmışsınız geriye” diyorum.

O ise ağlamaklı oluyor. Gözleri sulanıp sesi titreyince başımı öne eğiyorum, bakamıyorum acısına. Yalnızlığı ve karısına özlemi o kadar yoğun ki…

“Eşinin kıymetini biliyor musun? “diye soruyor.

“Evet” diyorum. “Çok biliyorum, çok şükrediyorum.”

“O senin kıymetini biliyor mu?”

Bu benim cevaplayabileceğim bir soru değil.

“Birbirinizin kıymetini bilin” derken yarım asırdan fazla evli kalmış ve şimdi eşini çok özleyen bir adam olarak konuşuyor.

Tüketmemiş, eskitmemiş, aşındırmamış  muhabbetini.

Hayatının son demlerinde bir bebek sevimliliğine ve mâsumiyetine bürünmüş bu yaşlı adamın âhiret yurdunda eşi ile buluşabilmesini bütün kalbimle diliyorum içimden ve âhiretin varlığı için binler hamd ediyorum.

Her şey, bütün güzellikler, âhiretin varlığı ile tamamına eriyor, görüyorum.

Otobüsümüz geldiğinde beni önden buyur ediyor ve “Yaşlılar önden” diyor gülerek.