Selma Dörtkardeş

Günlerden çok özel bir gün. Öyle bir gün ki dualar herkesin dilinde, her yerde.

Böyle bir günü anmamak olur mu? Yaşamamak ya da?

Cennet kokulu anneciğimin girerek koluna, bu güne özel bir yere gidelim diyoruz. Mihmandarlar Sultanı Eba Eyyyub El-Ensari hazretlerine misafir olmak istiyoruz.

Câmii insan seli. Herkes köşesinde sarılmış duasına. Öyle içten, öyle derinden. Gözler kapalı ve yaş dolu. Herkes sıralıyor ne varsa gönlünden geçeni. Rabbi ile konuşuyor. Biz de kendi köşemizde ibadetimizle meşgul.

Derken yanıma biri çömeliyor. Selamlıyor bizi. Biz de onu. Yalnız farklı bir duruşu var. Biraz dikkatimi çekiyor. Yüzümüze gülümsüyor,  içtenlikle dua ediyor. Ve sonrasında başlıyor bizimle sohbete. Bu ilk tebessüm sonrası sohbetten alıkoyamıyoruz birbirimizi.

Adı Emine. Niyetli imiş bugün. O güler yüzüyle bize, bu sene Ramazan umresinde olduğunu ve oraları çok özlediğini anlatıyor. Tekrar tekrar gidebilmek için sıralıyor dualarını. Biz de gönülden “amin” diyoruz. Sohbet gittikçe derinleşiyor ve hep bu minvalde ilerliyor. Derken uzatıp elini çantasına bize Medine hurmasından ikram ediyor. Sonra dayanamıyor, bir de oralardan gelen tesbihini hediye ediyor. Biz de mahcup alabildiğine. O an biz de Medineli ev sahibimiz Hz.Eyyub’u bir daha kalpten anıyoruz. Çünkü Medine demek ikram demekti. Her türlüsünden darda olana yardım demekti. O’nu (Aleyhissalatu Vesselam) taşıyan topraklar, oradan gelenleri de böyle etmişti.

O ân’ı yaşamak çok mutlu etti bizi. Mescid birden Cennet bahçesine dönüyor sanki. Bizler o güne özel mutlu ve huzurlu.

İftarını hurma ile açıyor. Akşam namazını eda ettikten sonra, kalan diğer hurmalarını mescidde herkese dağıtıyor. Öyle içten, öyle samimi. Sonra herkesle tek tek musafahalaşıyor.  Hepimiz, orada bulunan herkes böylesi bir an yaşadığımız için Rabbimize hamdler ediyoruz. Sonra ayrılıyoruz mescidden, evlerimize dönmek  üzere.

Yolda annemle konuşuyoruz, böylesi insanlar var olduğu için mutlu oluyoruz kendimizce. Neden numarasını almadık, diye hayıflanıyoruz sonra. Birden teselliyi bu güzel ân’ı inşallah Emine abla ile tekrar izleriz, tıpkı sinema perdelerindeki gibi demekte buluyoruz. Çünkü biliyoruz ki fena yok, çürümek yok, yok olmak diye bir şey yok. Çünkü biliyoruz ki bekâ var, diriliş var, dirilmek var, var olmak var. Çünkü vaadinde sadık olan Rabbimiz bize böyle buyuruyor.

Mü’min olduğumuz ve böylesi manzaraları Cennette inşallah tekrar yaşayacak olmanın huzuru ile günü noktalıyoruz. Ahirete imanın verdiği lezzetin farkına bir kere daha varıyoruz. Ve bu duyguyu yürekten tasdik ediyoruz.

Cennetten bir an. Ve bunu bize şimdiden gösteren Emine abla. Seninle tekrar ebedî âlemde buluşabilmek dilek ve duasıyla..