ŞEYMA GÜR

Bir çuval içinde kümesimize bırakıldığında akşamın alacakaranlığı idi. Altı kardeşim ile birlikte annemin kanatları altına sokulmuş, uyumaya hazırlanıyorduk. Gerçi artık pek de sığamıyorduk annemin koruyucu sıcak kanatları altına, ama ne biz vazgeçiyorduk anne sînesinin güvenli konforundan, ne de annemiz bizden…

Çuvaldan çıkıp şöyle bir etrafa bakındı. Şaşkındık! Bu kimdi ve nereden çıkmıştı? Neden bizim kümesimizdeydi? Daha önce de buna benzer bir şey getirmişlerdi kümese ama o zaman annemiz onu tekme tokat kümesten atmıştı.

Zaten o zamanlar annemiz hiç kimseyi yanımıza yaklaştırmazdı.

Ama bu kez hiç sesini çıkarmadı. Adeta beklediği biri gelmiş gibi davranıyordu.  Aslında annem de bir süredir bir tuhaf. Bazen bulduğu bir yiyeceği bizden kaçırıyor. Oysa ne bulsa önce bize verirdi. Küçük bir solucan bulsa bile hemen hepimizi çağırıp başına toplardı. Hâlâ gün boyu birlikte gezip, gece birlikte uyuyoruz ama annemiz çok değişti. Eskisi kadar koruyucu da davranmıyor. Birimiz uzaklaşacak olsak hiç umursamıyor. Üstelik dün ilk kez, içinden çıktığımız gibi bir yumurta yaptı. Hayırdır inşaallah. Acaba bize “Artık büyüdünüz” mü demek istiyor?

Gelen yabancı bize uzun uzun baktı. O da şaşırmıştı anlaşılan. Nereye getirildiğini bilmiyor gibi bir hâli vardı.  Sonra kümesi şöyle bir dolandı, duvarlara çarptı. Gündüz en ufak börtü böceği kaçırmayan gözlerimiz iyi görmüyor bu saatlerde. Sabah ola hayrola deyip, o bir köşede biz diğer köşede uykuya daldık..

Sabahın ilk ışıkları ile birlikte onu açık seçik görüyorduk artık.  Kocaman kırmızı ibibikleri ve upuzun beyaz kuyruğu vardı.  Hepimizden iriydi. İki buçuk aylık hayatımda böyle şey görmedim! Gür bir sesle durmadan ötüyordu. Uzaklardan aynı tondan başka sesler ona karşılık veriyordu. Kime ne mesaj veriyordu anlayamıyorduk. Ürkmüştük. Kardeşlerimle birlikte kümesin bir tarafına sinmiş, her zaman koşup oynadığımız bahçeye bile çıkmaya korkuyorduk.

Ama o şaşkınlığını üzerinden atmış, annemize ve bize nazik davranıyordu. Hatta ben onunla aynı kaptan su içmeye cesaret ettim. Hiç de başıma bir şey gelmedi.

Derken yavaş yavaş hep birlikte bahçeye çıktık. Yakın zamana kadar annemizin yaptığı gibi bizi kolluyor, fazla dağılmamıza izin vermiyordu. Ona itaat ettik. İçimizden bir ses “Onun sözünü dinleyin” diyordu. Galiba bizim iyiliğimizi istiyordu. İyi birine benziyordu.

Biz bahçeyi avucumuzun içi gibi biliyorduk. Ona solucanların ve böceklerin bol olduğu yerleri göstermek istiyorduk. Ama o temkinliydi. Emin olmadan uzaklaşmak istemiyordu. Annemiz de ona ses etmiyordu. Eh annemiz bir tehlike görmüyorsa bize göre hava hoş.

Galiba biz bir aile olmuştuk.