SELMA DÖRTKARDEŞ

Çocukluğumda ona dair hatıralarım o kadar az ki… Bir o kadar da değerli. Bu yüzden az çok hatırlayabiliyorum onu. Ben iki yaşında iken İstanbul’a taşınmış. O başka, ben başka illere düşmüşüz. Bu yüzden hasretiyle gözümde büyüttüğüm dedem benim için hep ayrı bir yerde…

Ona dair ilk hatıralarım 8-9 yaşımdan itibaren şekillenmeye başlıyor. Öyle ya İstanbul ve dedem o yaşlarda gözümde daha da bir büyüyor. Hemen her yaz tatili uzun süren İstanbul seyahatleri beni ona kavuşturuyor. Ne seyahatler ama!. Mardin’den başlayıp, İstanbul-Topkapı Otogarında sonlanan ve 18-19 saat süren bu uzun yolculuklar sonrası bilirdim ki ben ona ve o çok sevgili anneanneme kavuşacaktım.

Otobüsümüz otogara varır varmaz gözlerim arardı onu. Bizi karşılamaya hep o gelirdi. Güler yüzü, sevecen tavırları ile dedemdi o benim. Benim için hep bir başkaydı.

Eve varınca elbette ki anneannemi koklamak ve kokusunu hasretle içime çekmek en büyük mutluluğum olurdu. Sonra annemin de onunla kavuşmasını izlemek ne de mutlu ederdi beni. Her ayrılık kavuşmaya dönünce havalara uçardım. Bir aylık tatil gözümde bir yıl  sürecek gibiydi. Sanki hiç bitmeyecek sandığım…

Hâlâ kendisini dedesinin miniciği ve biriciği sayan ben, dedemle hemen her gün alışverişe çıkar, evin eksiklerini alırdık. Halk Pazarına muhakkak uğrar, elimiz dolu dolu poşetlerle evin yolunu tutardık. Şimdilerde yerini marketin aldığı o pazarın kokusu hâlâ burnumda. Ne zaman oraya gitsem, ona dair izler bulsam, sanki bir yerden karşıma çıkacak gibi hissederim hâlâ.

O zamanlar semt pazarı da dedemlerin evinin altında kurulurdu. Cumartesi sabahları pazarcıların sesi ile erkenden uyanır, balkonumuzdan kurdukları tezgâhları izlerdik. Ekseri meyve ve sebze satılan bu pazarda dedem elimden sıkıca tutar, pazarı bana dolaştırırdı. Muhakkak bana almak istediği meyveleri önden tattırırdı. Kendimi onun yanında yetişkin bir birey ve bir o kadar da güvende hissederdim. Her ne kadar yardıma gitsem de bana ağır yük taşıtmaz, eve kadar beraberce yol alırdık.

Onunla yaşamaktan en çok hoşlandığım şey, Florya’daki Menekşe plajına gitmekti. Neşe içinde elinden tutarak trene biner, Florya’da iner, az zaman sonra plaja varırdık. O zamanlar çok sakin olan plajlarda ben kıyılarda kumlarla kendimce uğraşırken, o ise uzaklara açılarak yüzer ve sonra gelir kıyıda dinlenirdi. Muhakkak yanımıza aldığımız kavun,karpuz, peynir vazgeçilmez öğünümüz olurdu. Zaman zaman annem, anneannem de bizimle gelirdi, ancak ben istisnasız her zaman dedemle plaja gelir, onunla olmanın keyfini çıkarırdım.

Bu güzel hatırlarla dolu İstanbul gezimiz bitince hüzünlenir, o zamanlar yeni yeni keşfedip sevdiğim İstanbul’dan ve özellikle dedemlerden ayrıldığıma çok üzülürdüm. Memlekete dönünce günler boyu gerek dedemler, gerekse İstanbul rüyalarımı süslerdi. Sanki ben hep onlarla, onlarda idim.

Sonunda bu ayrılık uzun sürmemiş birkaç yıl sonra babamlar İstanbul’a taşınma kararı almıştı. Dedemlere ve İstanbul’a duyduğum sevgi bizi artık onlara kavuşturacaktı.

Dedem bizi öyle seviyordu ki, biz gelmeden oturacağımız evi ayaklarına kara sular ininceye kadar aramış ve sonunda bulmuştu. Bu yüzden dedeme ayrıca minnet besliyor, içten sevgimiz ve saygımız ile ona mukabele ediyorduk.

Otoriter değildi, ancak kendince bir vakarı ve duruşu vardı. Bu yüzden kimsenin de onun yanında saygısızlık ettiği görülmedi. Annemin babası, benim de biricik dedemdi.

Nihayet o beklenen an geldi ve biz İstanbul’a yeni evimize taşındık. Önceleri çok zorlandık. Memleket sonrası İstanbul’un insanlarını biraz garipsemiştik. Ondan mıdır bilinmez ama dedem her Pazar muhakkak bize gelir, halimizi yoklar sonra da eve dönerdi. Hoş biz de onlarsız yapamazdık. İlk fırsatta dedemlere gider, bu kalabalık ve ürküten şehirden dedemlerin güven dolu limanına sığınırdık.

Taşınmamızdan yaklaşık iki yıl kadar geçti. Artık biz İstanbul ve de İstanbullu olmuştuk. Artık bu şehrin sevgisi benliğime her geçen gün biraz daha işliyordu. Canımdan bir parça gibi idi, içimde büyüyordu.

Günler böylece geçmekte iken dedem aniden rahatsızlandı. İlk önce çok önemsenmedi ama doktora gittiğinde artık teşhisi konmuştu. Kanser olduğunu öğrendik. Ona da söyleyemedik, dilimiz varmadı. Bu haber taa içimize işledi. Yoktu çaresi!

Bu haberi aldığımda 20’li yaşlarımda idim. Kendimi hâlâ dedemin küçük kızı gibi görüyor, büyümek ve bu gerçeğe alışmak istemiyordum.

Hastalık vücudunda hızla ilerledi. Ama onca imkânsızlığa rağmen kendisini hiçbir zaman çok acı çeker bir halde bulmadım. Belki de acılarını göstermediği, gizlediği içindi. Onunla son hatıram, evinde, bulaşıklarını yıkarken yanıma gelip, başıma kondurduğu son bir öpücük oldu. Bunun adı ayrılıktı, anlamıştım. Dedemin evinden ayırılıp, köşeyi dönerken eve bir daha baktım. Onu bir daha göremeyeceğimi ta o zaman hissetmiştim.

İki gün kadar sonra geldi haberi. Hiç hastaneye götürülmeden yatağında vefat etmişti. Son sözleri çocuklarına idi. Vasiyeti o idi ki ne olursa olsun, aralarında ne biterse bitsin birlik ve dirlik içinde olmaları gerektiğiydi.

Dedemin evine geldim. Orada usulca uzanıyordu. Çocukluk hatıralarımın gülen yüzü bu ev, dedemin vefatı ile benim için yüzünü hüzne döndü. Annemi baş ucunda durup, ağlarken hatırlıyorum. Biz de etrafında çevrelenmiş üzülüyorduk ve o üzüntü halka halka yayılıyordu. Ama hiç isyan etmedik. Biliyorduk ki takdir Allah’ındı. Dönüş Ona idi.

İlk zamanlar kolay olmadı. Evin büyüğü ve direği gitmiş, herkes kendini kolsuz kanatsız gibi hissetmişti.

Dedemin vefatı belki ilk sevdiğim insanı ebede uğurladığımız için beni çok etkilemişti. Sanki çocukluğumu da almış, yanında götürmüştü. Bu aynı zamanda o zamanlar iç yüzünü bilmediğim ölümün, ilk kez bu kadar yakınıma, yanıma gelmesiydi.

Şimdi aradan tam 25 sene geçti. Yıllar geçtikçe bakıyorum da sevgisinde hiç azalma olmamış. Eksilerek değil, sanki daha da artarak seviyorum onu. Hani susamış bir insan için su ne ise, ona dua etmeye de doyamıyor gönlüm. Bu benim artık ona bir vazifem. Ardında onu memnun edebileceğim tek şey.

Dudaklarımda ve gönlümde saklı ve dalga dalga büyüyen duamsın sen dedem. Bir de çocukluktaki en güzel hatıram ve hala hiç büyümeyen yanımsın. Rabbimin rahmetine ve nurlara gark olasın.