ŞEYMA GÜR

Biz Müslümanız.

Bir olan Allah’a teslim olmuşuz.

Ve Onun, peygamberleri ile gönderdiği dinin varisleriyiz.

Çünkü onlar da Müslümandı.

Tevbe etmeyi Adem babamızdan öğrendik.

Evlâdımıza, ecdadımıza Hz. İbrahim gibi dua ettik:

“Beni ve benim neslimden olanları namazda devamlı kıl. Dualarımızı kabul et. Rabbimiz, hesap kurulacağı gün beni, anamı, babamı ve müminleri bağışla.”

Hz. Yusuf’tan öğrendik nefsimiz temize çıkarmamayı.

Başımızı duvara vurunca Hz. Yunus gibi dedik: “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü kusur ve noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendime zulmedenlerden oldum.”

Kalbimize, nefsimize, hadisâta hükmedemediğimizde Hz. Eyüp aleyhisselâmın kelimeleri imdadımıza yetişti: “Ya Rabbi! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin”

Anlatamamaktan, anlaşılamamaktan endişe ettiğimizde Hz. Musa gibi yakardık: “Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz. Ki sözümü iyi anlasınlar.”

Evlatlarımızı ve sevdiklerimizi Hz. Yakup gibi emanet ettik Ona: “Allah koruyanların en hayırlısı, merhamet edenlerin en merhametlisidir.”

Hz. Zekeriya gibi ikrar ettik: “Rabbim! Şimdiye kadar Sana dua ve niyazımda asla mahrum olmadım.”

Hz. İsa’nın havarileri gibi dedik: “Rabbimiz! İndirdiğin vahye inandık. Peygamberinin emrine uyduk; öyle ise bizi şahitlik edenlerle birlikte yaz.”

Hatta meleklerin sözünü sözümüze hâtime ettik: “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.”

Ve âlemlere rahmet Efendimiz.

Onun her sözü âb-ı hayat bize.

Her işi, her hali, her tavrı ışık yolumuza.

Söylemesi kadar susması bile…

Sünnet-i seniyyesine tutunduk. Ahlâkını ahlâkımız yapsın diye yakardık Rabbimize. Su gibi hayatımızın her anına nüfuz etsin onun hali diye tavsiye ettiği duaya yapıştık:

“Allahım, Seni en güzel şekilde zikredebilmek, şükredebilmek ve Sana en güzel şekilde ibadet edebilmek için bize yardım et!”

Müslüman olmak böyledir: Önce Âlemlerin Rabbine teslim olunur, iman edilir. Sonra Onun yarattığı herşeyle ünsiyet edilir, gönderdiği her elçiyle rabıta kurulur. Dünyada, berzahta, âhirette, geçmişte, gelecekte, bir muhteşem sarayın birbirine açılan salonları misal gezilebilir.

Kulluk lisanınca her asra misafir olup sohbet edilip ders alınabilir.

Bu da Rabbimin fazlındandır, keremindendir; elhamdülillâh.