ZÜBEYDE GÖKALP

İnsan insanın kurdudur diye bir söz var. Hiç sevmemiştim. Güzel gönüllü bir yazarın kitabında okudum, “Aslında insan insanın yurdudur” diyordu. İçim ısındı, çarpıldım söze.  Gerçekten insan insana ne kadar lâzım. İnsan yalnızsa yurtsuz, vatansız kalır elbet.

İnsan insanı bekler, düştüğü yerden gelsin tutsun elinden, kaldırsın diye. Bir hüznü varsa sorulsun diye bekler insan kardeşlerinden. Sırtı sıvazlansın ister, birisi “Bu da geçer ya Hu” desin diye bekler.

İnsan insanı mutlu eder bir sözüyle.

Kendisi bilse de pekçok şeyi karşısındakinden duymak ister. İhtiyacı vardır çünkü sormaya, cevap almaya, takdir görmeye ya da ikaz edilmeye. Tebessümüne muhtaçtır birbirinin bir tatlı sözüne. Bir gönül alışına, bir kardeşim deyişine… Derdi, tasası, hastalığı varsa duasına muhtaçtır birbirinin, sadece duasına… Âhirete yolladıkları için sevdiklerinin rahmet dileklerine muhtaçtır.

Birinin onu dinlemesine, sadece dinlemesine muhtaçtır. “Aklıma düştün dün, iyi misin?” demesine. “Yardıma ihtiyacın varsa ben hep burdayım” demesine. Belki hiç çağırmayacak olsa da duymak ister işte, öyledir.

İnsan insana muhtaçtır. Muhtaçtır, çünkü  insanın Rabbi öyle yaratmıştır. Âdem oğluna, kızına  “İNSAN” ismini o vermiştir kelâmların en güzelinde. Orada da tarif eder insanı: “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler…”

Çünkü bu Allah’ın yeryüzüne indirdiği rahmetinin tecellisidir. Merhamet, rahmetin insan üzerinde görülmesinden ibaret değil midir? İşte merhameti takınmayan insan o zaman “insanın kurdu” olur. Oysa ne kadar yakışıyor insana merhamet, yurt olup kardeşini kucaklıyor, koruyor…