ŞEYMA GÜR

Ramazan umresi, aslında nasıl ve ne için yaşamamız gerektiğini ihsas eder, hep o kıvamda yaşayamasak da…

Her şey ibadet merkezlidir Ramazan umresinde. Gün, kelimenin tam anlamıyla namazlara göre düzenlenir. Namaz, birden en önemli günlük aktivite olur ve her şey onun etrafında dönmeye başlar.

Namaz vaktinden çok önce mescide  gidilip, Kur’ân okuyarak ve ezkar ve salavatlarla ezan beklenir.

Uykular, vaktinde namaza gidebilmek üzere ayarlanır.

Giysiler ne fazla ne eksiktir. Uzun saatler mescidde oturulacağı için olabildiğince rahat olmalı, kolaylıkla abdest almayı elvermelidir.

Mushaf ellerden düşmez. Kur’ân-ı Kerimi ya okuyorsunuzdur, ya dinliyorsunuzdur, ya düşünüyorsunuzdur. Onsuz adım atılmaz umrede.

Vakit kıymetlidir, hep olduğu gibi. Ama burada farkındalık artmıştır. Boş vakit geçirmekten, boş sözden sakınılır. Sayılı gün çabuk geçer. Ömür de öyle…

Müslümanlarla omuz omuza gelinmiştir, hep olması gerektiği gibi. Muhabbet gönülleri sarar, birbirinin yardımına koşmak artar, yakınlaşır dünya Müslümanları.

İnfak çoğalir. İkram edebilmek için yarışılır,  “Siz hayırda yarışın” (Bakara: 148) emrine muvafık olarak.

En birinci maksat makbul bir kulluğa muvaffak olabilmektir. Dünya arkada bırakılmıştır.

Ramazan umresi bize nasıl yaşamamız gerektiğini tâlim ettirmiştir.

Dönüşte Ramazan umresindeki  gibi yaşamak bitamâmiha mümkün olmasa da eseri sirayet etse hayatlarımız çok güzelleşebilir.

“De ki namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, Âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” (En’am: 162) âyetinin işaret ettiği büyük hakikate olabildiğince yaklaşılabilir.

Âyet ve hadislere tastamam tutunsak, hazarda  da bu seviyeyi yakalamak imkân dahilinde.