ŞEYMA GÜR

Komşu teyze iyiden iyiye fenalaştığında, karşıdaki arsada diğer babalar ve oğullar ile maç yapmakta olan oğlunu çağırdık hemen.

Kan ter içinde gelen doktor oğlu, annesinin gitti gidiyor vaziyetini gördüğünde artık bir doktor değil, annesini kaybetmek üzere olan şaşkın bir evlât idi. O anki çaresizliğini derinden hissettim. Bir yandan ambulans çağırdı, ama hastaneye yetişilebilecek miydi?

Bilmiş bilmiş ama câhilâne “İsterseniz hiç yerinden kaldırmayın” dedim. Teyze hastahaneye yetişebilir gibi durmuyor, sanki son nefesini veriyordu. Neyse ki beni dinlemediler, hastahaneye götürdüler.

Bundan birkaç gün öncesinde gece geç vakit tuhaf bir ses duymuş, ne insan ne hayvan sesine benzetemediğim bu sese kulak vermiştim. Sesin yandaki evden geldiğini, yaşlı komşu teyzenin inleyerek yardım istediğini anlayınca hemen telefon ederek ev halkını uyandırmıştım. Teyze Parkinson hastasıydı. Gece tuvalete kalkmış ve orada düşmüştü.

O geceden sonra hiç iyi olmadı, durumu gittikçe kötüleşti.

Teyze, kendilerinin olan kaldırıldığı hastahanede yıllarca yaşadı. Öyle ki, bazen onun yaşayıp yaşamadığını unutuyorduk. O gün başında Yasin okuyan rahmetli kayınvalidem ondan çok önce vefat etti.

Teyzecik, hayatının benim şahit olduğum kısmında çok mütedeyyin idi. Hastahanede kaldığı yıllar boyunca da aklı fikri hep namaz ve Kur’ân’daydı. Artık yerinden kalkamaz, abdest alamaz, ne dediğini bilemez olduğunda bile zor seçilir kelimelerinden anlayabildiğimiz kadarıyla, henüz abdest alıp namaz kıldığını, bir hatim bitirip diğerine başladığını anlatırdı. Ömrü boyunca yapabildiği kadarını yapmış, şimdi de yapamadığı ibadetlerini yapmakta olduğunu sanıyordu.

Hayat kalitesi mi? Gide gide büzüşmüş, söyleyemez, kalkamaz, elini bile açamaz hale gelmişti. Beyni de, kendisi de küçüldükçe küçülmüştü. Tâ ki hayatın ve ölümün sahibi onu hayat vazifesinden terhis edene kadar bu vaziyette yaşadı.

Zaman zaman düşünür “Ey büyük Allahım, acaba bu kadıncağızı bu vaziyette hâlâ yaşatmanın hikmeti nedir?” diye sorardım içimden.

Hakîm ve Rahîm olan Allah, bir şeye bir hikmet takdir etmez ki… Çok hikmetler takar herşeye, her hadiseye. Kimbilir neydi onun o halde yaşamasından murat? Bir kısmını akıl gördü, çoğunu da göremedi. Ama imanım var ki, benim o hikmetlerin künhünü görememiş olmam, olmadığına delâlet etmez.

Geçenlerde Avustralya’nın en yaşlı bilim adamı olan 104 yaşındaki David Goodall, yaşam kalitesinin düştüğünü ve mutsuz olduğunu gerekçe göstererek ötanazi istemiş ve yasaları buna izin veren İsviçre’ye giderek isteğini yerine getirmiş.

“Bu yaşa kadar yaşadığım için üzgünüm” diyen yaşlı adamın son sözleri “Ne için bekliyoruz ki?” olmuş.

Zavallı adam, hayatının kendisine ait olduğunu ve ona istediği şeyi yapabileceğini zannetmiş!