FUNDA DEMİRER

Bilirsiniz Halfeti’yi.

Hani bizim doyumsuz ahirzamanımıza su/enerji yetişsin diye sulara saldığımız kent. Hasankeyf gibi, Samsat gibi ve daha niceleri…

Geçtiğimiz günlerde orada çekildi bu fotoğraf. Her görüşümde tanımadığım insanların tanımadığım hayatlarına teessürle daldığım mekânda. Binlerce yıldır dünyada pek çok yer bu akıbete uğramıştır şüphesiz. Ama sizinde dâhil olduğunuz yakın tarihe hele hâlâ görülen izlerine bakınca daha bir etkiliyor hislerinizi.

Sıkı başaklar toplayıp astığımız avluda,
ipliğini tutamadığım bir nehir var şimdi

diyordu bir seyyah.

Kim bilir ne hayatlar yaşandı oralarda… Kim bilir hangi hayaller, hangi acılar, hangi sevdalar kaldı sular altında… Hangi yarım kalmışlığın saklı cennetiydi…

Terk edilmiş kentler gibiyim
üzerinde yapayalnız kalabalıkların dolaştığı

diye bir ah çekiyordu yürek, taşı toprağı alıp nefesine…

Tam bu hüzünle seyre dalmışken manzarayı, henüz kuru dallar arasında bir bahar dalı değince bakışa nasıl birdenbire değişiyor renkler!

Nasıl da üzüntüne, hüznüne yetişiyor dünyanın bütün baharlarını, bütün çiçeklerini halk eden Rabb-i Rahim!

Elinden tutup eline tutuşturuyor kayıplarını.

Yağmurlu bulutlu bir bahar arefesini, rengârenk bir sürme edip çekiyor gözlerine.

Yerin, göğün, suyun, toprağın Sahibine teslim olunca şenleniyor kâinat. Geçmişin ve geleceğin Rabbinin esmâsının tezahürlerini okuyunca ancak aydınlanıyor geçmiş-gelecek. Bak diyor, bak  âdemin ölümü gibi âlemin ölümü de hiçlik değil, yokluk, adem, idam değil diyor çorak toprakları delip geçen nehrin Sahibi. Hiçbir duygunun, hevesin, arzunun kaybolmayacağı, yarım kalmayacağı bir cenneti müjdeliyor yeniden.

Sonra…

Sonra yeniden şehre dönüp, üzerine beton atılmış hayatın peşine takılıyorsun.

Daha çok nasiplensek ya hakikatten. Belki buralarda da tevafuk ederiz kaldırım taşları arasına, gün içine yaşadıklarımıza, bir simadaki nakşa, gece şehrin spotları ardına, velhasıl telâşa salınmış hayatlarımız üzerine yazılmış bir rahmet tablosuna.

Yok yok öyle uzun boylu değil; lâle, gelincik tarlalarına, sümbül boylarına, gül bağıstanlarına girmeden de tek bir çiçekle bahar gelse dünyamıza, bu bir an gibi bütün kâinat bostan-ı cinân, bütün ömür sahifeleri saklı cennet olsa yürek sularımızda…