NAZLI YILDIRAN AKBAŞ

Baharın gelmekte olduğunu hava durumu spikerinden öğrendiğim günlerdi. Zira bizim eve iki ay oldu olacaktı bir bahar geleli. Ve eve geldiğinden beri dışarıda ne hal var bilmiyordum. Ahmed Arif’inkiler gibi görüşmecilerim söylüyordu “Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…” Gelmiştir, turunç kokmuştur sokakları.

Bizim bahar başka kokuyordu yalnız, memleketimden de güzel kokuyordu. Karışımla bir karış bacakları vardı bizim baharın. Bütün avucu serçe parmağımı sıkacak kadar. Bir gülüşü var sanırsın Emirgan Lâle Festivali. Hele bir uyudu mu seyret manzarayı.

O günlerde balkondaki saksıya bir kumru geldi. “Baharı bekleyen kumrular gibi” bir hali vardı saksının üstünde. Zaman bende ikişer saatlik periyodlar halinde yaşandığı için, takvimce kaç güne tekabül etti bu bekleyişi, bilmiyorum. Nihayet yumurtadan çıkıverdi iki yavrucak. Aynı metrekarede iki lohusayız artık kumruyla.

Ben gazı olmasın diye 25 derecede çoraplı patikli gezdim, rezene içtim bol bol; o kanatlarının altına aldı yavrularını. Ben 40 dakikalık uykuyla sabaha dek emzirdim, o gitti kursağında getirdi yavrularının rızkını. Bana hazır geliyordu elhamdülillâh. Camın ardından ona baktığımı gördü mü kabarırdı korkusunu bastırıp. Benim böyle korkularım yoktu, evimde güvendeydim.

Sonra onunkiler palazlandı iyiden iyiye. Benimki hâlâ bir damlacık. Onunkiler uçtu uçacak, benimki başını zor tutuyor daha.

Fakat ağır gelen başıyla bile baktı anlamak istercesine. Salondaki saate baktı en çok, kendi ellerine baktı, evirdi çevirdi baktı, hareket eden her şeye baktı. Konuştuk dinledi bizi, gözümüze baktı, güldü. Tanımadığına gülmedi o gülmeden.

Biz böyle dalıp gittik, baktık ki yoklar balkondakiler. Koyulmuşlar emrolundukları gibi yaşamaya. Bizimki de yaşar mı “emrolunduğu gibi dosdoğru”? Oyy nasıl dua etmeli bunun için, emri verene nasıl yalvarmalı?

İşte bir aile daha geldi balkona. Bunlar da kendi baharlarını bekleyecek burada besbelli. Takvimler ne diyor yine bilmiyorum, erik zamanı işte. Yine iki taneler annelerinin ciğerpareleri. Bu defakiler erken uçacak gibi, bizimki daha oturamıyor bile. Fakat ses tonunu tanıyor, vurgumuza göre gülüyor ya da ağlıyor. Söylediğim şarkılar içinde daha çok sevdikleri var, sesli sesli gülüyor o şarkılara. Emirgân’da havai fişekler patlıyor o vakit.

Zaman geçecek, balkona daha kimler konup göçecek. Bizimki diyecek mi “Benim kumrudan ne farkım var?” İnşaallah diyecek. Soracak mı “Onu-beni buraya gönderen kim?” İnşaallah soracak. Ve ben eline bir kitap vereceğim. O kitap yoluna nur olsun, onunla kâinat kitabını okusun diye.

İnşaallah…