HATİCE BİNNUR AVAN DEMİRCİOĞLU

– Rabbiyessiiiir!

– Rabbiyessiiiir!

– Ve lâ tuassiiiir!

– Ve lâ tuassiiir!

– Rabbi temmim!

– Rabbi temmim!

– Bilhayr!

– Bilhayr!

Önce dedem sonra ben.

Önce dedem sonra ablalarım.

Önce dedem sonra kuzenim.

Önce dedem sonra kuzenlerim.

Önce dedem sonra biz, hepimiz.

Her bir araya gelişimizde dedemin önünde diz çöküp oturur, sırasıyla duaları, sûreleri okurduk, öğrenirdik.

Dedem… Babamın babası. Karşısında babamın da kendim gibi çocuk olduğunu hissettiğim tek kişi…

Ne güzeldi sakalları, ne beyaz, ince uzun…

Ne güzel bakardı gözleri, mavi mavi boncuk gibi, her defasında dedeme benzeme arzusunu içimden geçirirken…

Ne uzundu boyu; kapıdan her girişinde kafasını eğmeyince yüreğim ağzıma gelirdi; çoooook uzundu çünkü…

Ne ciddiydi; korkmazdık ama hep bi temkinliydik. O ciddiydi, biz de ona göre bir çizgide…

Ne cömertti, adaletli, eşit davranan; şimdi tüm torunlarının dilinde, “Bana da her gelişinde getirirdi, sarı üzümle sarı leblebi.”

Ne çok düşünceliydi; yine her eve girişinde elinde bir kutu Ömür yoğurdu getirişiyle…

Ne çok severdi bir arada olmamızı; her bayramda evinde toplanan torunlarını sıraya sokardı, ayakkabılarımızı boyarken.

Ne çok bereketliydi evi; yemeğinden sonra önünde bir tane bile kırıntı kalmayacak şekilde sünnetler, parmağıyla toplardı tanelerini. Çayını bile tanesiyle yudumlardı; bereketi oradadır belki diyerek.

Ne dikkatliydi harama helâle; haber seyrederken bile gözünü eliyle kapatırdı spiker bayansa eğer.

Ne az vakit geçirdim onunla; ömrümde dokuz yıl nasip edilmişti bana ama hâlâ hep hafızamda.

Farkında olmadan öğrendiğim, çaba sarf etmeden ezberlediğim sûreler bana ondan miras. Kararlılığı, ciddi duruşu, imanı…

Kocamandı boyu gibi tüm güzel vasıfları…

“Ben ölürsem korkmayın, yatağımda ölürüm” derdi, hatırlıyorum bunu.

Ve çevrelemiş köydeki anneciğinin mezarının yanı başını ve bir gün birine söylemiş, “Burayı dolu sanmayın. Annemin yanını kendime ayırdım” diye.

Çok istemiş, gönülden dilemiş. Yatağında ölmeyi de, anneciğinin yanına gömülmeyi de… Belki de duaların kabul vaktine denk gelmiş.

Ziyaret için gittiği köyümüzde kaldığı odasında sırt üstü, tek eli kalbinde, ebedî uykusunda bulmuşlar dedemi.

Öylece duruyormuş Dursun Dedem.

Şimdi her yemek bitiminde dedem karşımda bana bakıyor sanki, kırıntıları bırakmışsam eğer…

Çayımı tam yudumlamazsam ciddî bakışları üzerimde gibi.

Evden çıkarken okuduğum Rabbiyessir’de onun sesi benim içimde.

Sarı leblebide, üzümde…

Evi gibi bendeki hatırası da bereketlenmiş. Dokuz yıllık geçmişimiz ömürlerimize filizlerini vermiş.

Çoktaaaan burdan gitmiş ama hep hatırası bizde kalmış…

O uzuuuun boyuyla, pek sevdiği Ömür yoğurduyla bir ömür içimizde durmaya devam etmiş. Hep de dur benim Dursun Dedem…