ESRA KÂĞIT

Radyo programcısı, “Bugün ne konuşacağız?” diyerek açtı programı.
Program süresince konuşacağı konuları başlıklar halinde hazırlamış, dinleyicilerine okuyordu.

Bu bir haber programıydı ve gündemi oldukça kalabalıktı. Radyodaki ses, konu başlıklarını sıralarken birden aklımdan ve kalbimden itirazlar yükselmeye başladı. Bu meselelerin benim gündemim olmasına rıza gösteremeyip radyoyu kapattım.

Kısa bir süre önce okuduğum şu cümleler bu hâleti yaşamama sebep olmuştu:

“[Asr-ı Saadette] bütün kalbler, ‘Rabbimizin bizden istediği nedir?’ diye merak ederdi. Ahval-i zaman, bu hali işmam ve ihsas edecek bir tarzda cereyan ediyordu. Muhaverat, bu mânâları tazammun ederek vuku buluyordu.”

Evet, Risale-i Nur Külliyatında Sahabe bahsinde geçen bu cümleleri okurken, yıldız-misal Sahabe efendilerimizi hayâl etmiştim.

Demek kalplerinde çok büyük bir merak vardı: “Rabbimiz bizden ne istiyor?”

Ve aralarında konuştukları meseleler de hep bu mânâya yönelikti.

Kur’an-ı Kerime göre şekillenmiş, dolayısıyla güncelliğini hiç kaybetmeyen gündemleri vardı.

Âyet âyet, hadis hadis yaşıyorlardı hayatlarını.

İşte bu sebepten Asr-ı Saadete dönüşüvermişti İslâmiyetten önce yaşamakta oldukları o kapkara cehalet asrı.

Sonra bizim gündemlerimizi düşündüm. Isıtılıp ısıtılıp önümüze konulan, geçici, sun’i, kavgalı-gürültülü, iki dünyamıza da hiç bir fayda sağlamayacak sıkıntı yüklü gündemlerimizi…

Evet, önümüzde iki yol görünüyor. Ya bizim adımıza birilerinin tayin ettiği meselelerin peşine düşüp kıymetli ömrümüzü kıymetsiz şeylerle öldüreceğiz, ya da:

“Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur” kaidesince hayat-ı bâkiyeye ciddî müteveccih olup iki cihan saadetine talip olacağız… Ne diyordu Sekizinci Söz:

“Şimdi intihaptaki ihtiyar sizdedir.”