ŞEYMA GÜR

Bugünlerde yabancı bir dil üzerinde çalışıyorum: Tavuk ve horozların dili.

Herşeyi konuşturan Allah onları da konuşturuyor ve oldukça  zengin bir lisanları var.

Üstelik aynı cinsten olmalarına rağmen horozların ve tavukların lisanı farklılık arz ediyor.

Horoz imsakla beraber güne “Ya Allah bismillâh gün başlıyor hadi kalkın” ötüşü ile başlıyor. Sonra bana hitaben “Aç artık şu kümesin kapısını” seslenişi var. Bunu ayırd edebiliyorum. Mesela tavuklara hitaben “Gelin burada yiyecek var” anlamında çıkardığı sesi tavuklardan duymuyorum. Onlar daha ziyade “Çekil o benim” meâlinde konuşuyorlar.

Yine horozun hiç görmediği komşu bahçelerdeki diğer horozlarla diyalogları var. Bu karşılıklı ötmeler hem “Ne var ne yok ahbab” anlamına geliyor, hem de “Sınırlarımızı bilelim lütfen, buranın horozu benim” demek oluyor. Bunlar da tavuklardan işitmediğim söylemler.

Tavukların çıkardığı seslerden en bariz olanları, yumurtlama öncesi telâşla “Yumurtlayacağım ama arkadaşım folluğu işgal etmiş, hemen kalkmasını talep ediyorum” mealli olan ve  yumurtladıktan hemen sonra da uzun süre coşkuyla devam eden  “Allah’ın izniyle başardım, bugünkü yumurtamı da yumurtladım” anlamına gelen velveleci ötüşü. Bu sesi duyan horoz heyecanla ve var gücüyle kümese doğru “Geldim geldim” diye koşarken tavukla aynı ritimde öterek hem tebrik ediyor, hem kutlamaya katılarak sevincini paylaşıyor. Yanına vardığında da genellikle kendisine bir solucan veya mısır tanesi, elde ne varsa artık ikram ediyor. Horoz, himayesinde kaç tavuk varsa her birinin yumurtlamasını tebrikler ve yaşasınlarla karşılamayı ihmal etmiyor.

Tavukların gün boyu huzur içinde gezinirken “Hadi bakalım şuralarda ne var” gıdaklaması ile tehlike anında korku içinde bağırışlarını kim olsa ayırd eder.

Beni gördüklerinde çıkardıkları ses aynen şöyle diyor: “Şeyma bahçede, koşun yiyecek bir şeyler isteyelim!”

Bir de anne tavukların kullandıkları bir dil var. Aşina olduğum seslerden biri  civcivlerine “Çabuk yanıma gelin bakayım, uzaklaşmayın” derken bir diğeri “Alın bakalım, bunlar tam dişinize göre” diyor.

Aynı anne tavuğun tehdit olarak gördüğü insan ve diğer hayvanlara karşı çıkardığı bir başka ses var ki asla muhatap olmak istemezsiniz.

Civcivlerin ise bitmek bilmez cıvıldamaları “Anne nerdesin, şimdi ne yiyeceğim, kardeşim lokmamı aldı, açım, üşüdüm, herkes nereye gitti” gibi mânâlara geliyor.

Ben onları anladığım gibi onlar da beni kısmen anlayabiliyorlar.

Meselâ “Gelin bakalım” dediğimde peşime takılıyorlar. “Güllerimden uzak durun” dediğimde kaçar gibi yapıyorlar. “Hadi Allah rahatlık versin” diyerek kümesi kapatırken hafif mırıldanmalarla mukabele ediyorlar.

Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır.” (Nahl: 6).

Cenab-ı Allah En’am sûresinin 38. âyetinde “Yerde hareket eden hiçbir canlı, havada kanat çırpan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasın” buyuruyor.

Ben de kümes hayvanlarını bir ümmet olarak gördüm. Onların da farklı şeriatları var. Mesela Hakîm-i Zülcelâl horoza son derece koruyucu ve mükrim bir eş olma duygusu vermiş, ama babalık görevi yüklememiş. Buna karşılık tavuk mükemmel bir annedir.

Meselâ biz insanlar için iğrenç, pis ve zararlı olan pek çok yiyecek, onlar için gayet iştah açıcı, besleyici ve yarayışlı olmaktadır. Demek Allah herkesin nasibini ayrı ayrı takdir ediyor ve herkese de nasibini sevdiriyor.

O kadar ki biz insanlar, bize ne kadar nezih şeylerin ikram edildiğini görebiliyoruz. Tavuklar ise bu değerlendirmeden yoksunlar.

Tam ben bu satırları yazarken henüz doğmakta olan güneşe hoşâmedi yapan minik bülbül bıcır bıcır sesiyle sesleniyordu: “Benim lisanımı da öğrenmek ister misin?”