ŞEYMA GÜR

Dünyadan hallice bir Cennet!

Allah affetsin,  gayr-ı ihtiyarî kulak misafiri oldum. Kulak ister istemez duyuyor, göz kadar kolay hükmedilemiyor.

Belediye otobüsünde iki amca çaprazımda oturuyorlar. Derin mevzular konuşuyorlar. Mezhepleri gömdüler önce.  Sonra Cennet için “bir nev’i rüşvet” buyurdular. Derken Cennetten ne anladıkları deyiverdiler:

“Bu dünyada gördüklerimizin biraz daha cilâlanmışı değil mi?”

Biraz daha cilâlanmış!

Fesübhanallah!

İfade, önce bu dünyayı  küçümsüyor. Şu gözümün önündeki, bakmalara, sevmelere –şükretmelere doyamadığım, her gün farklı güzellikler sunan, Esmâ-i Hüsnânın nakışları ile nakışlı, âdeta bir kitap, âdeta bir kaside, âdeta  hayattar kocaman bir tablo olan sevgili dünyamızı..

Eh, Cennet de bunun biraz cilalanmışı!..

Ne dünyayı anlamış, ne Cenneti!

Bediüzzaman’ın benzetmesini hatırladım:

Hattâ bizde sade-dil bir taife var ki, eskiden diyorlardı ki: “Padişah, kendi ocağı yanında ve tenceresinin başında pişirdiği bulgur çorbası yanında ne yapıyor, bizim ağamız onu biliyor.” Demek onlar, padişahı o kadar dar bir vaziyette ve âdi bir surette tahayyül ediyorlar ki, kendi bulgur çorbasını kendi pişiriyor, âdeta bir yüzbaşı haşmetinde farz ediyorlar.

24. Söz, 3. Dal

Hayal oraya kadar gidebilmiş: Biraz cilâlı bir dünya!

Oysa Cenab-ı  Hak, hadis-i kudsîde bildiriyor:

Ben salih kullarıma, ötelerde, öyle şeyler hazırladım ki, ne göz görmüş, ne kulak işitmiş ne de kimsenin hayaline gelmiştir.

Buhârî, Tevhid: 35; Müslim, Cennet: 4, 5

***

Pişmanlık bu!

Haşir meydanı kurulmuş.

Perdeler kalkmış.

Hesaplar ortaya dökülmüş, defterler açılmış.

Şahitler getirilmiş.

Âlemlerin Rabbi her ne va’detti ise apaçık görülmüş.

Cennet gösterilmiş.

Cehennem de…

Dünya ve imkânları  çok gerilerde kalmış, kapılar kapanmış, fırsatlar tükenmiş!

Ve Kur’ân bildiriyor:

Gün gelir, kâfirler arzu eder ki, keşke vaktiyle Müslüman olsaydılar!

Hicr, 15:2

Allahım! O ne büyük pişmanlıktır! Ne dönüşsüz bir hasâretir!

Çok şükür henüz dünyadayım.

Çok şükür bu âyeti ilân edebilir, duymayanlara duyurabilirim.

“Gelin, son pişmanlığın fayda etmeyeceği  o büyük günden önce aklınızı başınıza alın!” diyebilirim.

Ve çok şükür her gün yeniden imânımı tecdid edebilirim:

Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği, bildirdiği her şeye inandım ve iman ettim, kalbimle tasdik, dille ikrar ettim. Rabbimin va’di haktır ve gerçektir.

Şahitler böyle yazın!