BİRCAN ERDEN SAYIN

Ramazan’ın ilk günü iftara misafir gelmiş, onlarla birlikte cemaat oluşturularak akşam namazı kılınmıştı. Altı yaşındaki Elvin Nur kendisinden üç yaş büyük ablasıyla kıkır kıkır gülerken annesinin “Elviiiin Nurrr” diye seslenmesiyle gülmesine ara verdi. Annesi ondan tabak götürmesi için yardım istemişti. Bu seslenişe “Anne ya gülüyorum!” şeklinde cevap verdi. Kendince çok önemli bir işi vardı.

Biz büyükler günlük koşuşturmacalar içinde bazen de gafletle çoğu güzelliğin, nimetin farkına varamazken, altı yaşındaki çocuk “Güldüren de O, ağlatan da” (Necm, 53:43) âyetinin bir hakikatine mazhar olmuştu ve onun tadını çıkarabiliyordu.

Eriştiğimiz nimetlerin farkına varabilmek için en iyi yol, altı yaşındaki çocuk safiyetini kazanmak olmalı. O safiyeti kazanmanın bir yolu da içinde bulunduğumuz Ramazan ayı olsa gerek. Hem madem orucun pek çok hikmetlerinden biri de Cenâb-ı Hakkın nimetlerinin şükrünü eda edebilmek. Ramazan ayını fırsat bilip sahip olduklarımızı tekrardan gözden geçirmeye ne dersiniz?

Hiç de alışık olmadığım bir şekilde verilen bir cevap, ilk anda güldürse de kısa bir süre sonrasında beni bu düşüncelere sevk etti ve altı yaşındaki bir çocuktan iyi bir ders alınabileceğini de öğretmiş oldu.