Funda Demirer

Hemen herkesin yaşadığı bir durum olsa gerek, kimi vakitler imân hakikatlerinden bir mesele kuşatıyor âlemini ve psikolojinin; algıda seçicilik, konsantrasyon, dış uyarıcılar, yönelme belki başka disiplinlerin başka tanımlamalarına dâhil olacak bir hâl içinde oluyor insan.

Bugünlerde her hâdise, her mesele nazar ve niyet kapılarına getirip bırakıyor ruhumu… Hususan beşerî münasebetlerde nazarı ve niyeti birbirimize nasıl çevirdiğimiz ile alâkalı. Birbirimize nasıl baktığımız, birbirimiz hakkında nasıl düşündüğümüz ve neleri istediğimiz değil mi kardeşliğimizi tesis eden?

Gelin görün ki ‘Enaniyet Asrı’nı ismine yaraşır bir hal içinde yaşamak için maalesef gerekli bütün çabayı sarf ediyoruz. Benliği değil buz havuzunda eritmek, hakkını vere vere büyüttüğümüz buz dağlarına çevirip üzerine imzamızı atıyoruz. Benden-bizden gayrısı, sularda salınan ve boyumuza yetişemeyecek küçük buz parçacıkları.

Ayetle (Ey iman edenler! Zandan sakının; zannın çoğu günahtır. Hucurat Sûresi, 49:12) sakındırılmış bir hali ne de çok yerleştirmişiz hayata, bazen an be an zan’dan zan’a geçtiğimiz oluyor. Acele yargılıyor, hükme varıyoruz. Sonra mı? Sonrası zan’da bulunan için ya boş vermişlik ya ikiyüzlülük ya vicdan azabı yahut da aynıyla muamele.

İmân etmek aynı zamanda birbirimizden de emin olmak değil miydi? Birbirimize imânın nazarıyla bakmak, birbirimiz aleyhinde imânın güzelliklerini, iyiliklerini niyet etmek. Çoğu zaman akletmeden, vicdanın terazisinde tartmadan yaptığımız bir sûizanın yol açtığı hasâret ne derece büyük olabiliyor ki ayetle nehyedilecek kadar mühim bir maraz bu. Kim bilir zan’da bulunulan için ya iftira derecesinde bir kötülük ya daha çok günaha itmek yahut yıkılmış bir hayata vesile olmak.

Hani geçmiş romanlarda-filmlerde bir saçma gurur, küçük bir söz, bazen bir yanlış anlama, masum görülen iftira insanların hayatlarını değiştirip alt üst eder ya; aslında bu kurgular, hayaller hiç uzak değil, bunlar bizim hikâyelerimizin de içinde. Biz de gerek kendimiz, gerek başkaları için aklımızdan geçenlerle, ağzımızdan çıkan sözcüklerle senaryolarımızı oynuyoruz belki de. Belki hayat sahnesini doğaçlama mamur ediyor, kim bilir nelerden mahrum bırakıyoruz. Dilimizden çıkanlara dikkat etmemizi isteyen nasihatleri unutup, niyet- nazar süzgecinden geçirmeden döküveriyoruz akla gelenleri.

Tıpkı yakın zamanda yaşadığım şu vakıada olduğu gibi…

Havanın çok soğuk olduğu bir günde elimde poşetlerle alışverişten dönerken apartman bahçesinde iki hanımla karşılaştım. Yaşlı teyzenin de elleri benim gibi doluydu. Genç olan ise bir şey taşımıyor, sıkı sıkı giyinmiş, elleri montun cebinde teyzenin arkasında yürüyordu. Elimiz dolu olduğu halde güçlükle önce bahçe kapısını sonra bina kapısını açmaya çalıştık. Genç hanım ise bize yardım etmek için davranmıyordu bile. İçten içe yadırgadım doğrusu.

Daha sonra hep beraber asansöre bindiğimizde, yerinde duramayan, kıpır kıpır başka bir yaşlı teyzemizle sarılıp kucaklaşırken az önceki genç hanım bize “biraz dikkat eder misiniz kemoterapi aldım da, rahatsızım!” dedi.

Öylece kalakaldım! Hem çok üzülmüş, hem de az önceki düşüncelerimden utanmıştım.

Meğer arkası sıra yürüdüğü teyze de annesiymiş. Kadıncağız hasta evladı yorulmasın diye kendi taşıyormuş poşetleri.

Duâlaştık!

Duâlaştık da, saniyeler önceki zanların helalliğini almak ağır gelmişti o anda…

Buna benzer daha nice haller yaşıyoruz günlük münasebetlerimizde, hayatın içinde.

Ah kalp!

Ah imânın – inkârın mahalli!

Ah aklı aydınlatacak nur kapısı, muhabbetin yuvası, niyetin aynası!

Seni temizlemeli en başta, her gün yeniden toz atmalı, parlatıp cilalamalı. Çünkü sen istikametini bulamayınca diğer azâlar, cihâzatlar vasatı tutturamıyor.

Ve yine varılacak nokta; bütün bu hadiselerin-meselelerin düğümü, nazarı ve niyeti “Hüsn-ü zan, imândandır”  “Hüsn-ü zan, kulluktaki kemâlin eseridir” buyurarak imânın ve insaniyetteki kemâlatın nihayetine ermiş aleyissalâtu veselâmın tavrına teslim etmekle çözülebilmekte.

Yazanın okuyandan daha muhtaç olduğu gerçeğiyle “Ey Rabbim kalplerimizi, nazarlarımızı, niyetlerimizi imân ve Kur’an ve Rasulullah’ın sünnet-i seniyyesine ittiba ile nurlandır!”

Amin