Şehrin gürültüsünden mi, yaşım ilerlediğinden mi bilmem son zamanlarda çocukluğuma daha çok gider oldum. Komşu çocuklarıyla, vişne ağacının altında 2000’li yıllardaki yaşımızı hesaplarken ”Taa 2000 yılında 30 yaşında olacağım” derken çok uzakmış gibi gelen, oysa şimdilerde “ne çabuk geçti” dediğim yıllar. Her düşündüğümde beni mutlu eden, her bir hatırasını özlemle yâd ettiğim çocukluğum.
Babası olduğu halde babasız büyüyen çocuklardanım ben. Babam ben daha doğmadan yokluğun yaşattığı sıkıntıyla Almanya’ya çalışmaya gitmiş. Ben 2-2.5 yaşlarındayken bizi de almış yanına. Buğulu birkaç sahne var hatırımda. Annem ”Buralarda çoluk çocuk yetişmez, ahlakları bozulur.” diyerek toplamış bizi, dönmüş vatanına. Büyük bahçeli, küçük evimizde başlamış dört yavrusu ile yaşamaya.
70’li yıllar şehrimizin ve mahallemizin sokaklarında, henüz apartman hayatının başlamadığı yıllardı. Evler hep müstakil ve küçük de olsa bahçelerinin olduğu sıcacık yuvalardı. Bizim ve yan komşularımızın bahçeleri diğer komşulardan daha büyüktü .
Hacıanne, sol yanımızda, kocaman bahçesinin içinde, büyük bir evde yaşardı. Hacıanne’nin eşi ölmüş, hiç çocuğu olmamıştı. Önceleri, sokakta oynarken her gün hep aynı saatlerde dakikalarca penceresinin önünde oturması ile dikkatimi çekmişti. Kendisini sonraları bizim evde de görmeye başlamıştım. Orta boylu, 70-75 yaşlarında, tesettürüne çok dikkat eden Hacıanne, vücudu hafif öne eğik bir şekilde yavaş yavaş yürürdü. Sokakta birkaç hâneden başka kimseye gitmezdi. Sokağın alt kısmında olan evlerimizin arasında yüksekçe bir bahçe duvarı vardı. Annemin konuşmalarından ve ona olan hürmetinden Hacıanne’nin bilgili biri olduğunu anlardım.
Annem, sıklıkla bize ”Çocuklar, ben Kur’ân-ı Kerim’i öğrenemedim, siz benim gibi olmayın. Küçükken öğrenin. Bakın, Hacıanneniz hâfız-ı kelâm, bu çok büyük bir kısmet” diyordu.
Bir gün bizi, elif cüzünü çıkartıp Hacıanne’nin önüne oturttu. İlkokul iki veya üçüncü sınıftaydım. Zaten Türkçe okuma-yazmayı yeni yeni öğrenmişken karşıma çıkan farklı harfler, farklı yazılardan oluşan bir kitapçığı öğrenmeye çalışıyordum. Kalın, kocaman Allah’ın kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’i okumaya geçmek için Hacıanne’nin sabrıyla yavaş yavaş yol alıyordum.
Hacıanne artık bize daha sık geliyor, biz de ona aramızda oluşan güven bağı sayesinde tek başımıza gidebiliyorduk.
Evine gittiğimde, çoğunlukla onu bahçede bulurdum. Bahçeyle uğraşmayı çok severdi. Evinin ön bahçesinde çeşit çeşit çiçekler, arka tarafında da meyve ve sebzeler yetiştirirdi. Her bir çiçeğin, sebzenin diplerinde yetişen yabani otları tek tek temizler, bir yandan da ezberlerimi dinlerdi. İkindi ezanı okunduğunda evine çıkardık. Evi çok geniş ve tavanları yüksekti. Öyle ki, sesimiz yankılanırdı. Kuruttuğu meyvelerin kokuları evi mis gibi kokutuyordu. Yalnız başına yaşıyan Hacıanne’ye ”Tek başına korkmuyor musun Hacıanne” diye sorduğumda ” Allah varken korkulur mu kızım” derdi.
Onunla olduğum vakitler artık lezzetlenmeye başlamıştı.
Bahçesi gibi şehrin dışındaki bağını da çok severdi. Ara ara oraya gider, bakımını yaptırır; bizi de yanında arkadaş olarak götürürdü. Su tulumbasının yanı başında açan gelinciklerin siyah ile kırmızısının birbirine karışmayışını, yaprak tırtılının üzerindeki mavi incilerinin ne harika dizildiğini hayranlıkla izler, tefekkür eder ve bizle paylaşırdı. Bağ bozumu zamanı meyveleri toplarken, bütün meyveleri toplamamamız için sıkı sıkı tembihlerdi. Kalanların, hayvanların ve oradan geçen yolcuların hakkı olduğunu söylerdi.
Hacıanne artık bir parçamız olmuştu. Birbirimize çok sahip çıkar olmuştuk. Kapısı bize her zaman açıktı. Sadece Kur’ân okumaya gitmiyor; sokakta arkadaş bulamazsam, komşu çocuklarıyla kavga etmişsem ya da annemi sinir etmişsem soluğu onun yanında alıyordum. Her şeyimi ona anlatabiliyor, hatalarımı rahatlıkla itiraf edebiliyordum. Onunla sohbet edip, vakit geçirmeye bayılıyordum.
Çocukluğumun en güzel, en özel dostu oldu Hacıanne.Derin izler bıraktı hayatıma. Dostlukların yaş ile sınırlı olmadığını ,yaş farkı olan iki insanın ne kadar çok şey paylaşabileceğini, aynı şeylere bakarak birlikte keyif alıp mutlu olabileceklerini öğretti .Yaşlı insanların çocukların hayatına nasıl güzel dokunabileceklerini gösterdi bana.
Hacıannemi rahmetle ve hasretle anıyorum…
Her çocuğun ilim sahibi yaşlı bir dostu olması duasıyla…
Canan Bakraç







