TÜRKMEN AY / Fotoğraflar: TUBA YÜCE

Televizyonu erkenden kapatmıştık o gece, konuşuyorduk. Kardeşim Ahmet Twitter’da insanların köprüde askerler olduğuyla ilgili paylaşımları olduğunu söyledi.

Şaşırdık!

”Darbe mi?”  “Yok hayır olamaz” dedik. Televizyonu açtık hemen. Belirsizdi.

Başbakanımızın açıklaması oldu sonra, “Bir kalkışma var” diyordu.

İnanamadık!

Bir sürü belâ ile boğuşurken, neredeyse her gün şehit haberleri gelirken, darbe yapacak kadar bu ülkeye düşman olan, hâin insanlar mı vardı?

Yerimizde duramıyorduk. Ne yapmalıydık? Cumhurbaşkanımız nasıldı? Durumu neydi? Millet özgür iradesiyle seçim yapmış, kendini yönetecek kişileri seçmişti. Kimsenin millet iradesine bunu yapmaya hakkı yoktu.

Dualar okuyorduk. Sonra TRT’de spiker sözde darbe bildirisini okumaya başladı. Duracak zaman değildi. Mısır’da olanlar olmamalıydı. Mısır halkından çok şey öğrendim kendi adıma.

Ahmet  “Dışarı çıkıyorum” dedi. “Ben de geliyorum “dedim.

Üzerimi değiştirmekle oyalanmadım. Pijamalarımın üstüne pardesümü giydim. Sadece nüfus cüzdanı almak aklıma geldi, ölüm olursa kim olduğumuz belli olsun diye. Kız kardeşim de gelmek istedi. İzin vermedim. “Gerekirse siz de çıkarsınız, önce biz bir gidelim” dedim.

Dışarı çıktık. Her yer sessizdi. Otobüs durağında insanlar vardı. Ne olduğundan habersiz gibiydiler. Ne yapsak diye düşünüyorduk, sonra komşularımızdan birinin ağabeyinin Ak Partide çalıştığını hatırladım. Komşumuzu aradım, onlar da şaşkındı. “Ağabeyine sordun mu? Bir haber alabilmiş mi? Neler yapabiliriz? Durulacak zaman değil” dedim. “Ağabeyimi arayıp bir sorayım” dedi.

Birkaç dakika sonra aradı. “İl Başkanlığına gidiyorlar” dedi. “Biz de oraya gidelim” dedik. Hiç araç yoktu. Türksan’dan Avcılar yönüne yürümeye başladık. Bir arabamız olmadığına üzüldüğüm zamanlardan biri oldu. İnsanlar vardı dışarda. Bazıları bankaların önündeydi. Meğer para çekiyorlarmış. O zaman anlamamıştım doğrusu. Bazıları ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Derken korna çalarak tezahürat yaparak geçen arabalar olmaya başladı E-5’ten. Kız kardeşim aradı ve Cumhurbaşkanımızın çağrısını söyledi.

Araçları durdurabilir miyiz diye düşündük, biz de onlarla gidelim, ama olmadı. Çok hızlı geçiyorlardı. O yol hiç o kadar uzun gelmemişti bana.

Meydana  geldiğimizde insanlar toplanmaya başlamıştı. “Havaalanına doğru yürünecek” dendi .”Ya Allah, Bismillâh, Allahu ekber” diyerek yola çıktık.

Metrobüs yoluna girdik ve yürümeye başladık. Kalabalık gittikçe artıyordu. Araçlar yavaş yavaş  ilerliyordu. Araçlardan sesleniyorlardı, ”Yorulan varsa aracımızda boş yer var” diyorlardı, kimse yorulmuyordu.

Bastonlu amcalar vardı, teyzeler vardı. Yürüyorlardı. Genç delikanlılar vardı, anne babalarıyla yürüyen. Genç kızlar vardı, grup olmuşlardı. Metrobüs durağında bayrak açmış slogan atıyorlardı. Çoğu belki on beş yaşında bile değillerdi. Hepsini fotoğraflamak isterdim, onlarla konuşmak isterdim.

Silâh sesleri duyuldu birkaç defa, nereden geldiğini anlayamadık .

Yürüyorduk. Korku yoktu. “Ya Allah, Bismillâh, Allahu ekber!” En çok dillerde bu vardı.

”Ölmek için bundan güzel gün mü var?” demiş yürüyenlerden bir hanım. Ahmet duydu. ”Abla böyle söylüyor” dedi.

Ayakkabıları elindeydi kiminin. Birbirimize gülümsedik. Atatürk resimli tişört giymiş bir bayan ve arkadaşları az ileriden kalabalığa katıldı.

Çok kötü bir şey olmuştu, ama çok güzel şeyler oluyordu. Bir aradaydık, olması gerektiği gibi.

Beli bükük ihtiyarlar vardı, günahsız çocuklar vardı, dillerde Allah’ın adı vardı. ”Allah bu topluluğun emeğini zayi etmez” dedim kendi kendime.

Arabalar radyoların sesini sonuna kadar açmışlardı. Neler olduğunu öğrenmek için onları dinliyorduk bir yandan. Trafik durmuştu. Araçlar ilerleyemiyordu.

Havaalanına yaklaştık. E-5’te bir tank vardı Yenibosna-Avcılar yönünde. İnsanlar üzerindeydi.

Avcılar’dan Yenibosna’ya kadar yürümüştük, yorulmamıştık.

Yol kenarlarında ezilmiş arabalar vardı. Bir tane BMW’yi net gördüm. Bir yanı tamamen ezilmişti, içindeki insanlar nasıldı acaba diye düşündüm.

Havaalanının girişindeki tepelerde oturup kalabalığı izledik. İnsan seli, kimi geliyor, kimi gidiyordu. İki yönlü insan akıyordu.

”Ya Allah, Bismillâh, Allahu ekber!” Yer gök inliyordu. Sonra içeri doğru yürümeye devam ettik. Havaalanı yazısının altında oturduk. İnsanlar çoluk çocuk gelmişlerdi.

Derken jetler alçaktan uçuş yapmaya başladılar ve patlamalar oldu. Ben bizi korkutmak için denize bomba attılar diye düşündüm.

İnsanlara baktım, kimsenin kılı kıpırdamadı. Çok sakindiler, korku yoktu. Rabbimin lütfu. Çok değişik bir hava vardı, farklı bir hal vardı. Kelimelerle ifade edilemeyecek bir hal. Huzur vardı o halde. Sükûnet vardı. Korku yoktu.

Sonra Suriyeli bir aile gördük. Onları ilk defa gerçek mânâda anladım. İçim yandı. Bizim bu yaşadığımızı onlar her gün yaşıyorlardı. Kendi uçakları ve askerleri tarafından vuruluyorlardı.

Allahım, ne zormuş! Bu acının, ihanetin tarifi yok, tarif edecek kelime yok. “Ahmet bunlar gerçekten oluyor mu?” dedim bir kaç defa. Gerçekten oluyor mu?

Biraz daha içeri yürüdük. Kimileri Cumhurbaşkanının uçağının indiğini söylüyordu. Sonra selalar, ne kadar ferahlatıcıydı ve sabah ezanı!

Sonra Cumhurbaşkanımız dışarı çıktı ve bir konuşma yaptı. Kendisinden Allah razı olsun yaptığı liderlik için. Nasıl o milletine ihtiyaç duymuşsa bizim de onun liderliğine ihtiyacımız vardı.

Konuşma bitince insanların  bir kısmı yavaş yavaş ayrılmaya başladı. Biz de eve gidip tekrar gelmeye  karar verdik.

Yenibosna yönüne doğru yürürken bir askeri helikopter göründü, yürüyen herkes birden durdu. Hep birlikte komut verilmiş gibi, kimse devam etmedi. Helikopteri izliyorduk. Havaalanının üstünde birkaç tur attı. Sonra gitti.

Bulunduğumuz yerde biraz daha bekleyelim dedik, herkes aynı şeyi düşünmüştü ki onlarda oturdu. Sonra helikopter iki kere daha geldi, yine birkaç tur attı ve gitti. Görebildiğimiz kadarıyla içinde pilottan başka kimse yoktu.

Ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk ki havaalanı yönünden yeni gelenler Özel Harekâta ait bir helikopter olduğunu söylediler. Böylece yola devam ettik. Yolda bir tank daha gördük, arada bırakılmıştı.

Yaşananların hepsini fotoğraflamak isterdim. Telefonum yanımdaydı ama şarjı çok azdı ve evle birkaç kez konuşunca bitti.

Metrobüsler ve toplu taşıma araçları çalışmaya başlamıştı. Eve geldik. Gerekli birkaç şey alıp tekrar havaalanına döndük.

Bu satırlar karınca misali yönümüz belli olsun diye yazılan satırlardır, bir de unutmamak için.

Allah şehitlerimizden ve gazilerimizden razı olsun.

15 Temmuz 2018 gecesi milletimiz tek yürek halinde o muhteşem destanı kutlarken, gökyüzünde ay ve yıldız da bu olağanüstü manzarayı tamamlıyordu.