TUBA YÜCE
Barla, Risale-i Nur’ların büyük bir bölümünün yazıldığı, Bediüzzaman’ın sekiz sene ikamet ettiği manevî havası çok lâtif, güzel bir mekân.
Burada 28. Sözü okumak için bu Sözün yazıldığı Cennet Bahçesinde güzel bir köşe ararken, biri beş, diğeri yedi, en büyükleri dokuz yaşında olan üç küçük kardeşle karşılaştık. Bu üç küçük adam oturmuş Risale-i Nur’dan ders yapıyorlardı.
Bu güzel tabloyu görünce “Bize de ders yapar mısınız?” diye sorduk. Yedi yaşında olan ortanca kardeş “Olur yaparız, ama benim okuduğum yer biraz uzun; size başka bir ders okuyalım” dedi ve büyük bir ciddiyetle okumaya başladı.
Biraz okuduktan sonra dokuz yaşındaki ağabeyi aynı konuyu başka bir yerden atıf yaparak okumaya devam etti. O bitirdi, beş yaşındaki küçük kardeşleri de ezberinden konu ile bağlantılı bir yer okudu.
Bu muhteşem manzara karşısında hayretle çocukları dinlerken “Maşallah siz bu dersleri medresede mi öğrendiniz?” diye sorduk. Çocuklar “Yok, bize bu dersleri anne babamız öğretti” diye cevap vererek okumaya devam ettiler.
Birbirini tamamlayacak şekilde hem kitaptan hem ezberden konu ile bağlantılı yerleri öyle güzel birleştirdiler ki tadı damağımızda kaldı. Biraz daha okumalarını istiyorduk. O sırada çocukları almaya birisi geldi. Dokuz yaşındaki kardeş “Biz başka zaman okuyalım” dedi ve dersin duasını yaptılar. Bu sırada beş yaşındaki kardeşleri “Ben size okurdum ama okuma yazma bilmiyorum. Ezberden okuyabiliyorum, onu da okudum zaten size” dedi.
Bu tatlı cevap hayretimizi ve muhabbetimizi daha çok celb etti. Allah muhafaza etsin. Allah bu güzel evlâtları yetişten anne ve babadan razı olsun.
Cennet bahçesinden böyle cennet-âsâ bir hatıra ile ayrıldık.









