Esra Kağıt

Takvimlerin 2020 yılını gösterdiği şu zaman diliminde dünyalıların ortak bir sıkıntısı var. Tüm dünyada herkesin kendisinden köşe bucak kaçtığı bir virüs baş gösterdi ve insanlar onunla karşılaşmamak için tüm kapılarını ve hatta ağız ve burunlarını kapattılar. Zira bu virüs tüm insanlık âlemine ciddi tehditler savuran umumi bir musibet vaziyetini aldı.

Kendilerini “dünyanın süper gücü” olarak görenler bile bu virüs karşısında “çaresiz kaldık” diyerek açıklama yapmak zorunda kaldılar. Bütün imkânlar seferber edilmesine rağmen yine de durum, önüne geçilemez bir salgın halini aldı ve 21. yüzyılın insanları acizliklerini hep bir ağızdan, güçlü bir sadâ ile ilan ettiler. Sayıları her geçen gün katlanarak artmaya devam eden ölümler insanoğlunun kâbusu haline geldi. Oysaki modern zamanın insanı salgın hastalıkların tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş olduğunu kabullenmişti. Ezberler bozuldu ve beklenmedik bu durum karşısında telaşa kapılan beşeriyet ne yapacağını bilemez oldu.
Ancak mikrodan-makroya her bir mevcudun sonsuz kudret ve merhamet sahibi tek bir yaratıcısı olduğunun, her şeyin de Onun emir ve iradesine bağlı olarak vücuda geldiğinin idrakinde olanlar müstesna. Çünkü onlar vuku’ bulan hadiselerin başıboş, gayesiz ve tesadüf eseri olmadığına iman eden kimselerdir. Dolayısıyla bu salgın hastalık ile de insanlık âlemine iletilmek istenen önemli mesajlar olduğunun farkında olarak onları okuyup anlamaya odaklanıyorlar.
Hakiki imanın kendilerine kazandırdığı kuvvet ve teslimiyet ile sıkıntıdan, sıkıntıyı gönderene sığınarak huzur ikliminde soluklanmayı tercih ediyorlar. Bu musibet karşısında ümitsizliğe kapılmadan Kur’an ve Sünneti rehber edinerek kulluk vazifelerindeki noksanlıklarına yöneliyorlar. Zira kutsal kitabımızda: “Başınıza ne musibet gelirse, kendi elinizle işledikleriniz yüzündendir. Üstelik günahlarınızın birçoğunu da Allah affeder.” (Şura, 42:30)
“Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah da onlara verdiğini değiştirmez.”(Rad, 13/11) mealindeki pek çok ayeti kerimeden ders alarak hallerini düzeltme yolunda çabalıyorlar. Bununla birlikte “Mümine gelen her sıkıntı, günahlarına kefaret olur.” (Buhari) manasını ifade eden birçok hadis-i şerifin müjdesine sığınarak ye’se düşmenin yollarını kendilerine kapatıyorlar. Sözlerimize Üstad Bediüzzaman Said Nursi’ye (r.a) ait şu veciz cümleler ile hatime çekelim: “İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir. ‘Tevekkeltü alallah’ der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder.” Sözler

Tedbiri elden bırakmadan tevekkül içinde bu musibetten dersimizi alabilmek ve camilerimize, cemaatlerimize, ilmî meclislerimize tekrar kavuşabilmek duasıyla… #evdekaltürkiye#