Size savaştan, mülteci krizinden, koronavirüsten daha tehlikeli bir konu söyleyeyim mi?

Çocuğun şefkate en çok ihtiyacı olduğu zamanda annesini ondan ayırıp işe göndermek!

Sonra toplumda şikayet ettiğimiz işler, şiddete meyilli insan tipleri ve daha neler neler…Başka sebepleri de vardır ama, birçoğunun asıl sebebi; bence bu.
8 Mart Kadınlar günü vesilesiyle bu hafta boyunca yayınlanan reklamlara ( vicdanla, tesir altında kalmadan) biraz baksanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Şampuan reklamına cazip kadın resmi koyup, üstüne de “Göster Kendini” yazmaktan tutun, kendi ayakları üstünde durmak, gücünü göstermek hatta kocasına, babasına isyan edip karşı gelmeyi teşvik eden bir sürü tahrik. Ya da tek taraflı sadece kadının beyanının esas alınması vs. Bunları söylerken şiddet ve cebir uygulayanlar bahsimizden hariçtir.
Geçenlerde Aile Bakanımız Zehra Zümrüt Selçuk, göreve geldiklerinden bu yana, 2 milyon 617 bin kadını özel sektörde işe yerleştirdiklerini belirterek “Tam 105 kat artış sağladık” dedi.
Avrupa birliği ülkeleri, kendi vatandaşlarından evlerinde çocuklarına bakan kadınlara maaş bağlıyor. Bu şekilde annelere yuvalarını daha cazip göstermeye çalışırken bir yandan da bizden sürekli olarak kadın istihdamını artırmamızı bekliyorlar.
Bana göre, çalışan kadına teşvik yerine evde çocuğuna bakan anneye teşvik verilmeli.
Ülkemizde uygulanan kadın politikalarına baktığımızda, iş hayatının kadınlara “olmazsa olmaz” gibi lanse edildiğini görüyoruz. Kadın istihdamında yaşanan artışlar ile sürekli övünülüyor ve bazı sivil toplum kuruluşları tarafından devamlı surette kariyer peşinde koşan kadınların daha güçlü ve mutlu olacağı fikri empoze edilmeye çalışılıyor.

Peki bu kadar çok kadın iş hayatına katılınca toplumun bütün problemleri çözülüyor mu? Kadının çalışmasının kendisine, ailesine ve topluma faydaları nedir? Zararları nedir? Hem getirip götürdükleri- açısından, hem de dinimiz açısından konuyu bir bakalım.

İslâmiyet’te erkek ve kadının rolleri büyük bir eşitlik ve hakkaniyetle belirlenmiştir. Evin geçimini sağlama yükümlülüğü erkeklere verilmiştir. Kadınlar çalışmak zorunda değildir. “Tek maaş yetmiyor” sözlerini duyar gibiyim. Denemesi bedava, Allah’ın rızasına uymayan çalışma şartlarına girildiğinde bereket kalkıyor. O’nun rızasına uygun olunca da tek maaşla da olsa bereket yağıyor. Dedim ya denemesi bedava…

Erkeklerden yakın akrabaları (babası, kardeşleri, amcası ve hayatta olan yakın akrabaları) kadınlara bakmak zorundadır. Dinimiz kadınların çalışmasını yasaklamamış, sahabe hanımlarından evinde iş yapıp satarak aile bütçesine katkıda bulunanlar olmuştur. Geçmişimize baktığımızda, kadınlarımız bağda, bahçede çalışıp hep eşlerinin yanlarında olmuşlardır. Çalıştıkları işler hep kendi işleri olduğu için şartları kendilerine göre ayarlayabilmiş aile ve toplum hayatı bakımından büyük sıkıntılar yaşanmamıştır.

Günümüzde ise, Kadınların çalıştığı bazı zaruri alanlar vardır. Doktorluk, ebelik-hemşirelik, öğretmenlik, psikoloji, evde el işleri, yiyecek üretimi, çocuk bakımı, ya da internet ve bilgisayar üzerinden rahat çalışma imkanları gibi alanları bir tarafa koyduğunuzda geri kalan günümüzdeki iş alanlarına ve ortamlarına bakıyorsunuz. Genel itibariyle maalesef dışarda ve bir patronun boyunduruğu altına çalışılması gerekiyor. Ya da uygun olmayan ortam ve şartlar. Bence ne demek istediğimi herkes anlar.
“Kadınlar çalışınca kocalarına minnet etmeleri gerekmiyor.” diyenler; acaba kadınların iş hayatında patronlarına minnet ve itaat etmek zorunda kaldıklarını düşünmüyorlar mı? Kadının yaptığı iş ve çalıştığı ortam çok önemlidir. Yaptığı iş yaratılışına uygun mu? O’na maddiyatın yanında manevi olarak katkısı var mı? Yoksa maneviyatına ve ebedi hayatına zararı mı var? Bir Müslümanın bunları çok iyi hesap edilmesi gerekir.
Kadınlar erkeklerin yapacağı otorite isteyen ya da fiziksel güç gerektiren işlerde çalıştıkça erkekleşmeye başlıyor. Bazen de masa başı işlerde erkeklerle sürekli aynı ortamlarda bulunan kadınlar ve erkekler arasında duygusal bağlar daha kolay gelişiyor, bunun neticesi olarak da aldatmalar ve boşanmalar yaşanıyor.
Ve evleri bereketsizlikler sarıyor.

En büyük ihmallerden birisi de çocuklar konusunda yaşanıyor. Sabahın erken saatlerinde hazırlanıp,giyinip, süslenip işe giden anne, akşama yorgun argın geldiğinde çocuklarına yeterince annelik yapabiliyor mu?  Yoksa yorgunluk sebebi ile çocuklarına karşı sabrı çabucak tükeniyor da istemediği davranışlarda bulunmak zorunda mı kalıyor? Çocuklar anneleri olduğu halde annesiz gibi mi büyüyor?
Unutmamak gerekir ki hiçbir bakıcı öz annenin yerini tutamaz ve çocuğa kendi öz evlat şefkatini gösteremez. Babaanne ve Anneannelere bırakılan çocuklar ve onlara bakmak zorunda bırakılan büyükler konusuna hiç girmeyeyim.
Çocukların tam en çok ilgiye ve şefkate muhtaç oldukları vakitte onlara yeterince ilgi gösterememek ihmallerin en büyüğüdür. Maalesef aile içi pek çok kavga bu çocuklar konusundaki ihmaller yüzünden yaşanıyor ve yuvalar yıkılıyor. Boşanmak zorunda kalan ailelerin ve çocukların dramı ise hepimizce malum.
Son TUİK verilerine göre nüfus artışına rağmen her sene düzenli olarak evlilik sayısında düşüş yaşanıyor. Boşanma sayılarında ise her sene düzenli olarak artış gözleniyor. Sürekli dem vurulan kadın istihdamı, ailelere huzur mutluluk ve saadeti getirmiyor. Kadınlar çalışma hayatına bu kadar dahil olduktan sonra kadınların fıtratı bozuldu, evlilikler bozuldu, aileler yıkıldı, çocuklar perişan oldu. Bu politikaların maddi getirisinden çok daha büyük belki 100 kat fazla manevi götürüsü oldu. Bu konuları görmezden gelmeye devam mı edeceğiz?
En büyük göstergesi de; evlerde huzur var mı, ona bakmak lazım.

Eğer mutlu bir aile, huzurlu bir yuva istiyorsak; Yaradanın çizdiği sanırlar çok ama çok güzel. Kadınlar, Bu sınırlarda çalışabilecekse tabii ki çalışsın. Ama, en azından yavrusunun onun şefkatine en çok ihtiyacı olduğu yıllarda değil.
“Kadınlar yuvalarına dönmeli”

25. Dönem Amasya ve 26. Dönem Isparta Milletvekili
Said Yüce

TBMM E İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve Aile Bütünlüğünün Korunması ve Boşanmaların önlenmesi Araştırma Komisyonu Üyesi