ŞEYMA GÜR
Onunla göz göze gelmek çok heyecan verici. Böyle anlarda nefesimi tutup hiç kıpırdamadan gözlerine bakıyorum. O anı yakalayabilmek gerçek bir bahtiyarlık!
Dalları pencereme kadar uzanan kiraz ağacının kırmızı çekici meyveleri olgunlaştığından beri göz göze gelmelerimiz arttı. İkimiz de kiraza bayılıyoruz.
Yeşil başını çevreleyen siyah bir gerdanlığı, kırmızı gagası, sarı gözleri ile rengârenk bir şey. O buralı değil. Hakkında çeşitli şehir efsaneleri var, araştırdım.
Bir rivayete göre Bağdat bombardımanından kaçıp gelmişlerdi. Evcil hayvan taşıyan bir gemiden kaçtıklarını söyleyenler de var. Bir tüccarın bu kuşları Türkiye’ye getirdiğinde gümrükten geçiremeyince salıverdiğini söyleyen de..
Her ne olmuşsa olmuş buraları mesken tutmuş, tutunmuş. Artık penceremden sadece martı , karga, sığırcık, serçe, güvercin, kumru değil, yeşil papağan da görebiliyorum. Elhamdülillahi hâzâ min fazlı Rabbi. Benim güzel mahlûk kardeşlerim! Uçmalarına, konmalarına, ötmelerine hayran olduklarım..
Bu yeşil papağanlar çok yaygaracı. Âdeta “Bakın uçuyorum, buradayım, baksanıza, görsenize” der gibi. Üçü beşi birlikte uçuyorlar genellikle. Evet onlarda bir ümmet gördüm. Birlikte hareket ediyorlar. Gevezelik etmeyi çok seviyorlar. Yavrularını da anne-baba birlikte besliyorlarmış, çok takdir ettim.
Kuşlar kafeslerde değil, gönüllerince uçarak, kendi seçtikleri yuvalarında ve uçsuz bucaksız gökyüzünde özgürce yaşamalılar. Doğru; böylece her istediğimde onları göremem. Ancak onlar isterse, yakınıma gelirlerse görebilirim. Ama işte bu çok değerli. Belki gelir diye pencere kenarına yaş – kuru meyve koyup beklemek, iki metre yakınına gelince çocuk gibi sevinmek, bu anı uzatmak için hiç kıpırdamamak ve onların yaşama alanlarını korumak güzel olan.
Uçma kabiliyetinde olan uçmalı, koşma kabiliyeti olan koşmalı, düşünme kabiliyeti olan düşünmeli. Allah bizi ne için yarattıysa onu yapmalı, yapana da mâni olmamalı.
***
Yukarıdaki yazıyı yazdıktan bir iki saat sonra alışverişe çıktım. Pek çok şükretmeme vesile olan kocaman ağaçların altından kuş seslerini dinleyerek yürüyordum. Bir yandan da aralarındaki dut ağacına bakıp seviniyordum. Oh oh, böyle meyve ağaçları oldukça kuşlar aramızda yaşamayı tercih edecekler. Bol bol meyve ağacı dikmeli. İnsanların arasında yaşamayı seçen kuşlar aç, gönüllerimiz kuş sesine hasret kalmamalı.
Derken canhıraş bir kuş sesiyle irkildim! Yaşlıca bir adam elinde bir yeşil papağan tutmuş bana doğru gülerek geliyordu. Allahım! Benim ürkütmelere kıyamadığım kuşu iki eli arasında tutuyordu! Nasıl eli yetişmişti buncağıza?
Gördüm!
Papağının gözünde dehşeti ve çaresizliği gördüm.
“Yakaladım” dedi.
Olduğum yere çakılmış kalmışım..
“Neden yakaladınız?” diyebildim.
“Besleyeceğim” dedi.
“Ama o besleniyor zaten..”
Yalvardım sonra:
“Ne olur bırakın uçsun!”
“Uçamıyor” dedi günahı boynuna.
Hemen oradaki binaya girerken arkasından yine seslendim umutsuzca:
“Ne olur!..”
Aldırmadı.
Bağırışarak alçak uçuş yapan beş altı tane yeşil papağan, az daha onunla birlikte binaya gireceklerdi.
Üzerime yığılan kahır ve çaresizlik!
Ah insanoğlu ah! Üzerindeki bunca kul hakkıyla nerede yatacaksın?
***
Fotoğraf: Zekeriya Gür







