Şeyma Gür

Arkadaşımın arkadaşıydı. Ortak noktaları, kedi muhabbetiydi. Her ikisinin de kedileri vardı. Kediler hakkında konuşuyorlar, yardımlaşıyorlar, zaman zaman da görüşüyorlardı.

Öğretim üyesi olan arkadaşım Songül hanımı çok sever, sık sık ondan sıcak ve birbirinden güzel anektodlar anlatırdı.

Eğer bir insan bu kadar güzelleşmişse mutlaka özel bir hikayesi olmalıdır.

Songül hanım da hikayesiyle bu tezimi doğruladı.

Bir gün ziyaretine arkadaşımla beraber gittik. Penye giysiler diken, yanında 3-5 kişi çalıştıran, müşterisi bol bir terziydi.

Üç çocuğunun üçü de okuyorlardı. Hem onlara hem kedilerine rahatla bakabiliyordu.

Ziyaretimiz esnasında sohbet koyulaştı. Konu konuyu açtı derken Songül hanım bize hayat hikayesini anlattı.

Evliliği hüsran olmuştu. Hayırsız bir koca ile geçen zor yıllardan sohbetimize sızanlar, insanın kanını donduran cinstendi. Hikayenin bu kısmında içki ve ondan doğan şiddet ve hakaretin bini bir para. Açlık, kimsesizlik, bu zamanda böyle şeyler de olur muymuş dedirten türlü çeşit mezâlim.

İşte bu çilelerin Songül hanımı getirdiği yer, kendi ve çocuklarının hayatlarından vazgeçmek olmuştu.

Artık dayanma gücünün kalmadığını hissettiği bir anda çocuklarını uyutmuş, gazı açmış, kendisi de aralarına yatarak ölümü beklemeye başlamıştı.

Songül hanım “Rüyada mıydım, uyanık mıydım anlayamadım” diye anlatmaya devam etmişti. “Birden odanın balkona açılan kapısı açıldı. Önde Peygamber Efendimiz, arkada Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali içeri girdiler. Efendimizin yüzü çok kızgındı”

Songül hanımın anlattığına göre Hz. Resulullah o kızgın ifadesiyle odanın bir kapısından girip diğerin çıkıp gitmiş ve Songül hanımın yüzüne bile bakmamıştı. Arkasından gelenlerden birisi ise “Sen ne yaptın böyle! Resulullah’ı çok kızdırdın” diyerek azarlamıştı Songül hanımı.

Songül hanım dehşet içinde yattığı yerden fırlayarak çocuklarını kaptığı gibi dışarı atmış kendisini ve yavrularını. Böylece üç masum yavrusu ölümün eşiğinden dönmüşlerdi. Songül hanım da evlat katili olmanın eşiğinden…

İşte böyle dertlerinin dibe vurduğu nokta, umutsuzluktan umuda, karanlıktan aydınlığa doğru yol almanın da başlangıcı olmuştu.

Rahmetinden asla ümit kesemeyeceğimiz,

En gizli kederlerimiz kendisine mâlum,

Her şeye Kâdir,

Kalbimizden nefsimize, nefesimize  her şey kudret elinde  olan,

Yarattıklarını çok seven,

Sinelerde saklı olanı bilen,

Sonsuz rahmet hazinelerinin sahibi,

Yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah, ona hiç yoktan, akla hayale gelmez yerlerden kapılar açmıştı. Önce bir dikiş makinası nasip etmiş, bir iki derken elinin emeği ile çocuklarını doyurabilmeye başlamış, Allah’ın inayeti ile işi büyüterek başkalarına iş veren bir işveren konumuna gelmişti.

Ben hikayenin mutlu son kısmına şahid oldum.

Elbette ömür bitmeden hikayelerimiz bitmez.

Rabb-i Rahimimden niyazım; Songül hanımın hikayesi bu güzellikte devam etmiş olsun.