Hatice Binnur Avan Demircioğlu

Elimde değil. Duygularım var helezon misali. Bir aşağı bir yukarı… Elimde değil. Bir taşıyor bir sönüyor. Zaman zaman bir çukura düşüp yalnızlıktan ürküp, çıkmak için var gücüyle basıyor ayaklarına, yeri itiyor da öyle coşuyor ve çıkıyor üste.

Ayaklarım yoruluyor, duygum afallıyor. Dozunu ayarlayamamanın sersemliğiyle sağa sola kayıyor. Bir doluyor, bir duruyor. Ya çok seviyor ya sevmeye korkuyor. Ya çok korkuyor ya da korkusunun üstüne çok gidiyor. Ya hep gidiyor ya hiç yerinden kalkmıyor. Ya hep görmek istiyor ya hiç oralı olmuyor. Aklımı yoruyor.
Bir çiçeği sulamak gerek elbet ama suyunu fazla verirsen ölüyor işte, az versen de kuruyor.
Bir şeyi değerinden çok sevsen sevginin altında kalıyorsun, ihtiyacından az göstersen sevgini belki de aç susuz bırakırsın.
Gel de çık işin içinden. Gel de düşünme; “sevsem mi, sevmesem mi, kalsam mı gitsem mi, düşünsem mi, unutsam mı, sabretsem mi yoksa boş mu versem”
Sarkıtın biri yerlerde biri göklerde. Ne elin yetişir göğe, ne belin yeterince bükülür yere.
Boyundan büyük ve ihtiyacından küçük seviyelere serpmen düşürür seni bu hale.
Halbuki ne sürekli yiyebilirim, ne hiçbir şey yemeden yaşayabilirim. Ne sormadan öğrenebilirim, ne öğrenmeden durabilirim. Ne her şeyim olabilir ne hiçbir şeysiz kalabilirim. Ne hepsi ne hiçbiri…
Tam kaçarken dozu fazla, yakalamam gerek bir elimle, bir diğeriyle de kendime çekmem ve iki elimi bir boyda tutup kurtulmam gerek fazlalık ve eksikliklerimden.
Ya çok sıktım vidayı çatladı duvar, ya gevşek bıraktım taşıyamadı…
Anladım sonra ne ifrat eder ne de tefrit iflah. Felah ancak vasatta. Vasat olan Hakkın çizdiği hudutta.