Anlatılan masalların, çocukların ruh dünyasındaki etkisi ölçülebilir mi? Masallardaki kötü karakterler, korkunç üvey anneler, acımasız ilişkiler neler kazıyor acaba çocuk ruhlara? Fark etmeden küçük yüreklere büyük yükler yüklüyor ve bunu çocuğun büyük bir ilgi ile kendini açtığı en savunmasız bir anda “masum” masallar marifetiyle yapıyor olabilir miyiz?

Batılı gezginler Osmanlı’daki eğitim sisteminden bahsederken kötü örnekler gösterilmeden doğrudan iyinin anlatılması üzerine kurulu olduğundan bahseder. Çocuğun dünyasında olmasını istemediğimiz kötülükleri kendi elimizle onların dünyasına aktarmamız hiç de akıllıca değil gerçekten.
Bir yaz boyunca saz çalıp kışın aç kalan Ağustos böceğinin, komşusu karınca tarafından azarlanarak geri çevrildiğini söyleyen La Fonten, tembellik-çalışkanlık kavramlarını hayvanların sevimli dünyasından örnek vererek ama hakikatine aykırı bir şekilde anlatır. Bir taraftan gerçekte kışı görmeden ömrünü tamamlayan yaz sakini Ağustos böceğinin hakkına girer. Öte yanda da aç kalan komşusunu geri çeviren acımasız karınca karakterini yüceltir.

Doğurmadığı bir çocuğa annelik yapmaya çalışan kadınların Pamuk Prenses masalından çektiği nedir? Acaba üvey anne imajı ile mücadele etmek mi daha zordur, yoksa hamilelik süreci ile adım adım hazırlanmak imkânı bulamadığı annelik vazifesi ile bir anda başbaşa kalmak mı? Bir çırpıda aklıma girip yıllarca içimde kalan üvey anne korkusu bana Pamuk Prenses masalından yâdigârdır mesela. Tâ ki yıllar sonra üvey kızına öz anne gibi şefkat gösteren ve kariyerini, hayatını ona adayan dostumu tanıyıncaya kadar.

Okuduklarımın, anlattıklarımın çocuk ruhlarındaki muhtemel etkisini düşünerek bakar oldum torunlarıma sunduğum masallara. Hiç de masum olmayabileceklerinin farkındayım. “Bâtılı tasvir, sâfi zihinleri idlâl eder, dalâlete götürür” ikazıyla bakıyorum artık masallara. O küçük yürekleri iyiyle, iyilikle, güzellikle bezemek gerek.

Gayret bizden, Tevfik Allah’tan…