Hatice Binnur Avan Demircioğlu

Uzaktan hep dibinde olmak, yaklaştığımdaysa ürküp, yerime dönmek istediğim yerdi kara tahta. Hep çok özenirdim öğretmenimin tebeşirle yazdığında çıkardığı sesin aynısını çıkarmaya. Öyle güzel yazardı ki, sıra bana gelse de siyah tahtaya kar gibi iz bırakan yazıları ben yazsam diye.

Gelirdi de…

Ama her ne hikmetse büyük bir hevesle kalktığım tahta her seferinde beni içine geçirecek gibi gelirdi. Titrerdi elim, elimdeki tebeşirim… Yazdıklarım yanındayken bile okunamazdı. Bırak kar beyazı, cılız parmaklarımdan çıkan silinmiş de hafif izi kalmış gibiydi ortaya çıkan yazı. Yerime geçip oturduğumda incecik ve hafif dokunuşlarla silik izli yazım bana küskün, kırgın bakardı karşıdan; “Niye beni burada tek bıraktın” dercesine.

Çok geçmeden kırılgan yazım tamamen silinip yeni kelimeler alırdı yerini bir başka sıradaki arkadaşımın elinden.

Uzaktan, öğretmenimin sesi hepimiz içindi. Amma velâkin sıraların arasında yürüyüp de hele bir de benim olduğum sıranın yanında anlattı mı dersi, sesini sadece benim kulaklarım duyar, anlattıklarıyla kalbim dans ederdi; ürkek titrek… Kimyam değişirdi, dünyam sadece o ses ve anlattıklarından ibaretti sanki.

Ya ben çok küçüktüm ki dördüncü sınıfa giderken bile “Sen okula gidiyor musun?” diye soranları düşünürsem öyle, ya da büyütmeyi seviyordum bazı şeyleri gözümde.

Çok dalardım, hep hayal kurardım. Eğer ders matematikse sayıları duvara asar üstlerine basıp cambazlık yapardım. Türkçeyse özneyi yüklemi cisimlendirir hep devirirdim cümleleri muzır bir şekilde. Sonra kaçıp giderdim anlamları değiştiğinde.

Sonra! Sonra mı?

Öğretmenim defalarca seslenmiş olacak ki en sonunda yükselttiği bana hitaben sesiyle ortaya çıkmak zorunda kalırdım kaçtığım yerden.

“Neredesin?

Bilmem ki.

Nasıl derdim; “Öğretmenim dört ile beşin tepesindeyim, altı ile yedi başımın üzerindeyken. Geldim okula sabah bu ben kim bu ben değilim ben deli miyim ben miyim bu deli…”

Anlar mıydı acaba? Söylese miydim gerçekten? Hiç denemedim, hiç bir zaman söylemedim.

Şimdi hep bu gözle bakmaya çalışıyorum bu ilk ders anlatma günlerimde karşımdaki sırada oturumlarıma. Çok gidiyorum yanlarına, hep kalksınlar istiyorum, eskinin kara, şimdininse beyaz tahtasına. Artık tebeşirler yok, çaresiz yazılar hep çok net keçeleri tükenmedikçe. Tahtadan hemen dönmesinler istiyorum yerlerine. Büyüdüm belki ama oynadığım oyunlardan biridir kim bilir, şimdilerde.

Gözlerinde görmek istiyorum anlattıklarımın hayallerindeki hokkabazlıklarını ve devirdiklerini yine muzırca ama düzeltmek istiyorum bu kez.

Hep beklemek çok zor farkındayım, onların dünyasında henüz tecrübe edilmemiş düşlediğim düzeni. Ama belki bir oyunla elde edebilirim istediğim o şekli.

Anlaşılmak için anlamam lazım biliyorum, anlamam için de bu seferki hayalimde karşımdaki sıralardan birinde, aralarında yer almam lazım. Arada bir paylaşmamız lazım cümlelerimizi ki onlar da anlar beni belki.