Bircan Erden Sayın

Menfî haberler gözümüze sokulur da iyi haberleri nedense aynı oranda duyamayız. Öyle olunca da dünyada iyilerin ve iyiliklerin tükendiğini düşünüp umutsuzluğa kapılırız.

Ne zaman iyi bir şey anlatılacak olsa karşı tarafın “aman herkese anlatma nazar değer” gibi sözleri işittiğim de çok oldu. Bu tutum da iyilikleri görünmez kılıyor.

Oysa iyilikler görünür kılınmalı.

Yeni bir şehre yeni bir işe alışmak hiç kolay değildir. Altı ay önce ben de yeni bir şehre taşındım. Ama birkaç güzel insanın vesilesiyle bu taşınma benim için zor olmaktan çıktı elhamdülillah. Daha, yeni evimi taşınma öncesi temizlemeye geldiğim ilk gün yorgunluğun çökmeye başladığı bir sırada hiç tanımadığım birinin elinde çay tepsisi ile çıkagelmesi ne kadar da mutlu etti beni. Çayın yanına Allah ne verdiyse yiyecek bir şeyler ilâve etmeyi de ihmal etmemişti merhametli yeni komşum. “Ben sizin karşı komşunuzum” diyerek kendini tanıtıp bomboş eve girmesi… Ne kadar da samimi, ne kadar da içtendi. Buyur ederek içeri aldım. Ama evde, namaz kılmak için beraberimizde getirdiğimiz bir kilim dışında hiç bir şey yoktu. O kilim üzerine bir güzel kurulup çaylarımızı yudumladık. Yaşça benden büyük. Torun sahibi bir hanım. Ama konuşacak epey konu bulup, muhabbet ettik. Yalnızlık bakanlığının atandığı ülkelerdeki zavallı yalnız insanlar aklıma geldi. Yarabbi çok şükür tanıdığım onca insan varken yeni tanıştığım bir insan bile yeni mekânımda beni yalnız hissettirmemişti.

Ben ilk komşumu bulmuşken eşim de ikimiz için de yeni olan bu şehirde ekmek kapımız olacak iş yerini düzenlemeye çalışıyordu. Sıcağın kendini oldukça hissettirdiği bir yaz gününde boncuk boncuk terlediği bir anda hiç tanımadık biri koca bir karpuz dilimini çalışma masasının üzerine koyup içten bir ses tonuyla “hayırlı olsun” deyip ortadan kaybolması nasıl da şaşkına çevirmiş eşimi. “Bir daha görsem tanıyamam” diyor. Allah’ım ne merhametli kulların varmış. İnsanın hiç tanımadığı birine ikramda bulunması ne büyük bir incelik. Hele bu enaniyet asrında daha da bir kıymetli. Yine dükkân komşusu olan bir teyzenin her pazar dönüşü dükkana uğrayıp eşime aldıklarından ikramda bulunması o da ayrı bir incelik, merhamet belirtisi.

O sıralarda 82 yaşındaki hiç çocuğu olmayan teyzemizi hastaneye götürmemiz gerekti. Zor bela arabadan indirip tekerlekli sandalyeye oturttuk. Ama bir yandan da arabanın park alanına park edilmesi gerekiyordu. O yüzden teyzemizi oturttuğumuz sandalyeyi biraz rampa olan bir yerden çıkarma işi bana kalmıştı. Bu hal tam beni zorluyordu ki yine hiç tanımadığım bir beyefendi koşarak yardımıma geldi. Nasıl rahatlamıştım. Teşekkür ettim ama beni o zor durumdan kurtarmanın karşılığı olamazdı elbet. Ama tüm bunları Rabbim görmüştü. Ve de melekler kaydetmişti. Hardal tanesi kadar da olsa iyilik kaybolmazdı.

Arka arkaya yaşadığım bu sahneleri yazıya dökmeyi düşündüğüm bir sırada apartmanımızın bahçesinden çıkarken, beş yaşlarında bir erkek çocuğunun bana seslendiğini duydum:

– “Teyzeeeee”

– Efendim.

– Ya şu kapıyı açar mısın?

Arkasından bu arzusunun sebebini de izah ederek:

– Boyum yetişmiyor da!

– Tabi ki açarım buyur dedim.

Teşekkür etti. Arkasından da ilave etti. “Ben de şu karşı apartmanda oturuyorum.” İki üç dakikada nasıl da sevdirdi kendini küçük beyefendi. Çok kısa süren bu muhabbet bile içimi ısıtmıştı. Ben de hiç tanımadığım hem de bir çocuğun gönlünü hoş etmiştim elhamdülillah. Çok şükür güzel insanlar, güzel haller hep vardı olmaya da devam ediyor inşaallah.