En sevdiğim manzaralardandır aile manzarası. Anne, baba ve çocuk-çocuklar. Büyük anne ve büyük babalar da olursa manzara daha da güzelleşir.
Cenab-ı Hakkın muhabbetle birbirine bağladığı insanlar topluluğu. Tahassüngâhım, güvende hissettiğim, kendimi tanıdığım, tanımladığım yer; yuvam. Ailesinin bulaşıklarını yıkamaktan bile mutlu olan bir insanım ben.
Bolca belgesel izlerim. En sevdiklerim, aile olmak için uğraşan, birlikte yuva yapan, yavrularını birlikte besleyen, yuvasının emniyeti için mücadele veren kuşcuklardır. Seyrine doyulmaz.
Twitter’da bir hanım çok dikkatimi çekiyor: @melikerk Nerdeyse bütün tweetlerinde eşinden, minik oğlundan, karşılıklı sevgilerinden, mutluluğundan bahsediyor. Arada hoyratça “bize ne senin ailenden” diyenlere de “rahatsız oluyorsanız lütfen takip etmeyin beni” diye nezaketle cevap veriyor.
Ben ise mutluluğuna, yuvasına nazar değmesin, sevdikleri ile iki dünyada mutlu olsun diye için için dua ederek zevkle izliyorum onu.
Melike hanım bize güzel şeylerden bahsediyor. Eşini sevmekten, yuvası için emek etmekten, evladıyla birlikte olabilmenin eşsiz lezzetinden anlatıyor.
Duymak, görmek istediğimiz şeyler bunlar. İnsanları, sevmek ve yuva kurmak konusunda cesaretlendiriyor.
Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) eşlerin birbirine muhabbetle baktıklarında Allah’ın da onlara rahmet nazarıyla bakacağından haber veriyor. Birbirlerinin elini tuttuklarında, günahlarının, ellerinin arasından döküleceğini müjdeliyor.
Bu güzel yürekli hanım bize güzel tablolar çiziyor:
“Beni mutlu eden şey; oğlum anne dediğinde efendim diyebilmek, akşam işten geldiğinde eşime kapıyı açabilmek, aile büyüklerimizle bir arada olabilmek, muhabbet kuşumuzun sesi, köpeğimin yanıma uzanması, aldığım nefes diye uzar gider bu liste.”
O bir şükür ehli:
“Gözümün gördüğü her güzelliğe, aldığım her nefese çok şükür!”
Melike hanım ailesi ile birlikte daha fazla vakit geçirebilmek için yaşam tarzını değiştirmiş. Şöyle anlatıyor:
“Fakülte mezunuyum. İyi bir kariyer geçmişinden sonra artık home office çalışıyorum. Sırf sizin hizmetçilik olarak gördüğünüz hayatı daha layıkıyla yaşayabilmek için.”
Tercihini küçümseyenlere karşı yine nezaketle cevap veriyor:
“Geçtiğimiz gün eşime yemek hazırlamaktan, yoğurdumu kendim mayalamaktan , oğlumla vakit geçirmekten mutlu olduğumu yazdım. Bir hemcinsim ‘eşittir hizmetçilik’ yazmış. O iş öyle değil işte. İnsan sevdikleri için bir şeyler yapınca da mutlu olabiliyor. Ben evimde de özgürüm.”
Şu satırlar ise Melike hanımın mutluluğunun sırrının, bakış açısında gizli olduğunu gösteriyor:
“Neredesin, dediğinde hesap sorduğunu düşünmek yerine benimle ilgilendiği için mutlu olurum. ‘Aradım ama sana ulaşamadım’ dediğinde baskı altında olduğumu değil benim için endişelendiğini hissederim. Hayatınızı, ilişkinizin gidişâtını davranışlar değil bakış açınız belirler.”
İşte güzel gören, güzel düşünen ve hayatından lezzet alan bir insan.
Onun yazdıklarında, içinden çıkıp geldiği ailenin yapısı hakkında da bilgi ediniyoruz:
“Lisedeydim altı kız okuldan kaçmaya karar verdik. Ben hemen annemi arayıp haber verdim. Çünkü anneden izinsiz okuldan kaçılmazdı 😊Tabi okulun kapısından çıkar çıkmaz annem bizi karşıladı ve hepimizi toplayıp bizim eve götürdü.”
Şu satırlar ise sağlam bir vicdandan haber veriyor:
“Bugün yeni bir ayrılık nedeni öğrendim. “Tam bir ana kuzusuydu” Pardon ama bilmem kaç sene kendisine emek veren kadını senin uğruna hiçe sayan insan evladı, sana neler yapmaz? Bir düşün bakalım…”
Onun sosyal medyayı kullanma biçimine saygı duyuyorum. Evet belki aile içi hallerin umuma anlatılmasını doğru bulmayanlar olabilir. Ama kötülüklerin ortaya saçılıp, büyüteç tutulduğu bir ortamda güzel duyguların, güzel tecrübelerin kötülükleri giderici ve iyiliştirici etkisi olduğuna inanıyorum.
Bediüzzaman’ın “Belki, şeâir-i İslâmiyeye temas eden ibadetlerin izharları, ihfâsından çok derece daha sevaplı” demesi gibi, belki dört duvar arasında yaşanması tercih edilen aile içi muhabbet ve saygının izharı, bu zamanda toplumsal bir hizmet niteliği kazanmış durumda.






