ZEYNEP TÜRKOĞLU

Belki de çok şey anlatacağım, kimbilir. Ama ona en çok hiçliğini anlatacağım. Yokluğun karanlıklarında çırpınırken, vaktiyle hiçken, Rabbi onu varlık sabahına nasıl da çıkarttı, bilsin. Bilsin ki benlik dâvâ etmesin, kendini hiç bilsin. Meylederse benliğine, tanımazsa Rabbini, böyle hayat güç, bilsin istiyorum.

Çözünürlüğü hiçbir kamerada olmayan bir çift göz takan ve evvelâ bulanık gören gözlerle onu hayata başlatan, zamanla gözünün nurunu yandıran kim, bilsin. Bilsin ki nurun menbaını, kendini hiç bilsin.

Ayaklarında takat yokken henüz, ona vakti gelince ayağa kalkma gücü veren Kadir kim, bilsin. Bilsin kudretli kim, Rabbini bulsun.

Dönmeyen diline konuşma yeteneği bahşeden “kelâm”sıfatının sahibini bilsin. Bilsin ki konuşturanı, haddini bilsin. “Ya hayır konuşsun, ya sussun.”

Safi bir sütle hayata başlatan ve sonra ona ikramını cömertçe gönderen, lezzetin envâını câmi sofraları seren “Rezzak, Cevvad” kim bilsin. Bilsin ki, tokluğunu taamdan tabiattan bilmesin.

Aczi ve fakirliği ile geldiği şu dünya hanında şefkatli iki insanın kollarına atan, Rauf olan Rabbini bilsin. Bilsin ki şefkatin asıl sahibini, anneyi babayı şefkate menba bilmesin!
Hiçbir şey bilmezken tedricen nasıl da “Alîm”ismine ayna olduğunu bilsin.Bilsin ki ayna olduğunu, ilmi kendinden bilmesin!

Aslında hikâyesini bilsin ki, Rabbini bulsun istiyorum. Esmayı okusun, ayna olsun. Merak etsin insan olma serüvenini, onu irade edip insan edeni, ihsan edeni ve İslâm edeni.
İslâmla hemhal olsun istiyorum. Hemhal olursa gayrısına mahal kalmaz biliyorum. Bu satırlar dua olsun, duam da kabul olsun istiyorum.