FUNDA DEMİRER

Soldurduğun renginle âlemleri boyamaktan—

Gözüne çektiğin zulümatla dünyaları karartmaktan—

İnsanların yüzünden nuru, ağacın yaprağından yeşili, göğün berrağından maviyi, suyun damlasından elvan elvan,  kelebeğin uçuşundan kanat kanat, güvercinin gerdanından boğum boğum renkleri silmekten yorulmadın mı?

Bir avuç toprağa muhtaçken betonlar taşımaktan—

Bir lokmayla doyacakken, bir hırka yetecekken, bir sevdaya sığacakken “bir lokma, bir kelime, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batmaktan”—

Gücünün yetmediği yükleri sırtlamak, gemiye bırakmadığın yüklerin ağırlığı altında kalmaktan yorulmadın mı?

Hatırlasana, sahibi değildin buraların, böyle dememiş miydi Zamanın Müellifi:  “Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az duracaktır. Ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lâzım olan levâzımâtı tedarik etmekle mükelleftir.” Yanında gramını götüremeyeceğin dünyaları toplayıp durmaktan yorulmadın mı?

Nefsini ıslah etmekten âcizken, nefisleri hizaya çekmekten—

Benliğini “ben” dâvâsına kurban etmişken, başka ben’lerin avına çıkmaktan—

Cam kırıklıklarıyla oyalanıp elmasa rastladığında tanıyamamaktan—

Can kırıklarının peşine takılıp, şifaya götüren yolları kaçırmaktan—

Gözünü öyle sıkı sıkıya kapatıp her günü yalnız kendine gece yapmaktan yorulmadın mı?

Ayağın her takıldığında feryad etmekten,  başın her döndüğünden hayattan düşmekten, her hüznünde herkese küsmekten, her şikâyetini ortalığa dökmekten, ellerine boşluklar biriktirmekten,  her söze nefret, her göze düşmanlık etmekten yorulmadın mı?

Hani, sen en güzele bir ayna idin ve nice aynaları görmek için yola düşmüştün. Kendini cilâlamak, parlatmak, en güzeli gören ve gösteren tecellîlere mazhar etmektense / âlemlerin güzel yüzüne bakıp güzelliği görmektense, ardındaki karanlığı kazımaktan sırları dökülmüş renksiz ruhsuz bir şeye dönüşmekten /dönüştürmekten yorulmadın mı?

Âlemi gördüğün kadarsın,  âleme göründüğün kadar kalacaksın…

Evet, herkes kâinatı kendi aynasıyla görür. Cenâb-ı Hak, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ, gayet meyus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve meyus suretinde görür. Gayet sürurlu ve neş’eli, müjdeli ve kemâl-i neş’esinden gülen bir adam, kâinatı neş’eli, güler gördüğü gibi; mütefekkirâne ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcut ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden adam, mevcudatı, hakikat-i kemâlâtına tamamıyla zıt ve muhalif ve hatâ bir surette tevehhüm eder ve mânen onların hukukuna tecavüz eder.” (Yirmi Üçüncü Lem’a).

Âlem gördüğünden çok fazlası, âleme göründüğünden daha fazlasın…

Haydi, aynana / aynalara gülümsemenin zamanı gelmedi mi?