HATİCE BİNNUR AVAN DEMİRCİOĞLU

Olmaz! Olamaz! Hiç olur mu, onsuz nasıl olur ki? O çok küçükse de yokluğunun kapladığı yer öyle büyük ki!

Serçe parmak! Senin için böylesine bir sızlanış olacağı nerden akla gelirdi ki?

Keşke sana biraz baksaydı aynı bedendeki gözler. Yanındaki dört parmak öyle yalnız ki şimdi, sorma nasıl kötüler. Yanlarındayken seni hiç anlamamışlar meğer. Şimdi kalan dördü her an birlikteler.

Yerin boş. Sen varken de yok gibiydin. Varlığına hiç dikkat edilmemiş, ne ilginç. Öyleyse yokluğunun bu denli dokunuşu niye?

Küçük parmak. Küçük boyunla nasıl becerdin bu bedeni darmadağın etmeyi. Oysa bir sen eksiksin, diğer herşey tamam. Yokluğuna niye takıldı ki bu akıl, devam etse ya, tasalanmadan varlığında seni ihmal ettiği gibi.

Serçe parmak. Şimdi sahici bir serçe gibi uçtu gitti. Uçarken de öyle çırpmış olmalı ki kanatlarını, tozu dumana katmış da görülmez olmuş yanındaki eşleri. Toza dumana bulanan gözler aklını da peşine takarak görmez olmuş diğerlerini.

Serçe parmak geri gelse de dile gelse. “Hakkın yok” der  elbet, “arkamdan böyle hüzünlenmeye. “Gitmiş değildim bir zamanlar, öyle yakındık ki birbirimize, avucunun içindeydim neredeyse. Şimdi bu terk edişime bozuluşun niye?”

Varlığını hayal etmek üzere eskiden durduğu yere dikti gözlerini. Emsallerine takıldı gözleri. Önce yokluğunun yanındakiyle karşılaştı, sonra da en ortadakiyle… Ardından ortadakinin de işaretiyle asıl işaret görevi ona ait olanla tanıştı ve bir de başı çeken vardı, beş parmaktan adı baş parmak olandı.

Dördünün var olması ona çok iyi geldi. Fakat, “Hayır” dedi içlerinden biri. “Biz sadece bizden ibaret değiliz” dedi öteki ve diğer elini işaret etti, bu muhtemelen işaret parmağı idi. Keyfine diyecek yoktu. “Ne çok yardımcım varmış meğer” diye iç geçirdi. Hüznü çabuk geçti.

Serçe parmak bir yerlerden onu seyrediyor ve ona olan özür borcunu yerine getiriyormuşcasına bir tavırla diğerleriyle tanışmasını hızlandırdı.

Garip bir huzursuzluk çöktü içine. Hoş bir duygu da geldi yerleşti hüznünün dibine. Serçe parmağın gidişine hem üzülüyor, hem de ona bundan dolayı teşekkür edesi geliyordu. Ardında bıraktığı boşlukla  hem kendini hem diğerlerini tanıştırmıştı. Gidişiyle aslında dördünü geri getirmişti. Teşekkür etti ona biraz da özür mâhiyetinde.

Yokluğu ile onu terbiye etmiş, iş işten geçmeden, olanlar henüz elindeyken kıymetini bilsin istemişti.

Küçük parmağın yaptığı bu fedakârlık tam bir  büyüklüktü.

Gözlerini kapadı. Daha önce çok da dikkatini çekmeyen serçe parmağını hayal etti yerinde. Diğerleriyle birlikte olduğuna zorlayarak açtı gözlerini. O da ne! Serçe parmağı şimdi de bir çırpıda uçup gelmişti hayalinden eski yerine.

“Şaka yaptım sana” dedi. “Beni görmeni daha fazla bekleyemezdim. Gözün hep bakardı ama hiç görmezdin. Gözlerinden çekilmeyi seçtim, ben çekildim sen geldin. Gitmem gerekmiş farkıma varman için. Gidince beni göresin geldi, beni görmek isteyeni bende görmek istedim. İşte şakamı bitirip geri geldim.”