ESRA KÂĞIT

Ben de küçüklüğümde bayram sabahlarını iple çeken çocuklardan biriydim.

Erkenden uyanır, babacığımın camiden dönmesini heyecanla beklerdim.

Acaba bu seferki balonum ne renk olacak diye içimden tahminler de yürütürdüm.

Evet, her bayram sabahı elinde balonlarla gelirdi babacığım. Biz üç kardeştik ama o dört balon alırdı her seferinde.

Bize birer tane verdikten sonra elinde kalan tek balonu da babasını bebekken kaybetmiş olan komşumuzun kızına götürmemizi isterdi.

O zamanlar ben de küçük olduğum için babacığımın bu davranışının ne kadar anlamlı olduğunu kavrayamıyordum elbette; ama büyüdükçe yetim bir çocuğun kalbine dokunabilmenin ne büyük bir nimet ve saadet olduğunu anladım.

Canım babacığım, öylesine merhametliydi ki, onun bu hallerine şahitlik ederek büyüdüğüm için Rabbime hamd ediyorum.

Vefatından bir süre önce bir komşusunun bebeği dünyaya gelmişti. Babacığım, komşunun kapısının altındaki açıklığı fark etmiş ve eve dışardan soğuk girmesin diye hemen oraya uygun bir mermer kestirip yerleştirmişti. Annesine de “Önümüz kış, bebek üşümesin” demişti.

Merhametli olmak,  sadece Allah’ın rızasını talep ederek bir başkası için  iyilik yapabilmek. Bunu yaparken de neredeyse kendisinden bile gizleyerek yapmak. Ne harika bir haslet…

Benim şefkatli babacığım, bize başkasının halleri ile hallenmeyi öğrettin. Muhtaçlara yardım ederken duyduğun hazzı buğulanan gözlerinden okurdum. Bize, kıymet biçilemeyecek bir duyguyu miras bırakarak göç eyledin ebedî âleme.

Niyazım odur ki, Rabbim, biz evlâtlarına senin hakkında sadaka-i cariye olabilmeyi nasip eylesin. Ebedî âlemde, Cennetü’l-Firdevste bizleri beraber eylesin.  Amin…