TÜRKMEN AY

Sana gülümsedim, sen fark etmedin.

Hep gülümsedim. Hiç vazgeçmedim, vazgeçemem. İsteyerek geldim. Göstereceğim bir güzellik var.

Gülümsememi görseydin sana anlatacaklarım vardı. Sana çok değer verenden bahsedecektim. Beni sana gülümsetenden. Renk  renk, çeşit çeşit yapandan.

Onu sana anlatmak için çırpınıyorum. Nerde bir toprak varsa oradan ortaya çıkıyorum. Hattâ betonları deliyorum bazan;  yahut taşların arasından başımı uzatıveriyorum. Şahit olmaya gelmiştin ama olmuyorsun. Kaçırıyorsun, senin şahitliğin eksik olacak.

Canın sıkılmıştı, üzgündün, yalnız hissediyordun. Oysa ben hep geçtiğin yolun kenarındaydım.  Balkondaki saksıdaydım. Başını bana bir çevirseydin, sana yalnız olmadığını hatırlatacaktım.

Gülümsememi görebilseydin sorardın belki: Rengin nasıl olmuş? Seni kim boyadı? Bu kadar çok ve çeşitli nasıl olabiliyorsun? Kim karar veriyor? Kışın kaybolup gidiyorsun ama baharda yine ortaya çıkıveriyorsun; kim seni nerede saklıyor?

Fark etseydin sorardın. “Sarı çiçeğe,” kırmızıya, güle, kiraz çiçeğine….

Dönüp bakabilseydin görecektin sana nasıl gülümsüyorum. Birimizi fark etsen, hepimizi fark edecektin. Yüzümüz hep sana dönüktü. Bir şeyler anlatmak istiyorduk.

Keşke bakmaya zamanın olsaydı! Keşke baksaydın! Keşke fark etseydin!